Mayıs 30, 2013

Okuduklarım #4 Kuyucaklı Yusuf- Sabahattin Ali

Bir ölümle başlayan kavuşmanın yine ölümle son bulduğu bir roman. Sabahattin Ali’nin ilk romanı Kuyucaklı Yusuf.  Kalbi temiz, art niyetsiz, çocuk yaşta yetim kalan Yusuf’u anlattığı ilk roman denemesi. Ki bence, en başarılılardan olanı. Sayfaları çevirdikçe ee, şimdi ne olacak?, yok artık tarzında cümleler kurdum hep. En iyisi ben size bir özetleyeyim J


 1903 senesinde Kuyucak köyüne eşkıyalar baskın yaparlar. Harcadıkları evlerden biri, Yusuf’un annesi ve babasıyla yaşadığı yuvadır. Yusuf bu baskında yetim kalır. Durumu gözden geçirmek için gelen kaymakam Salahattin Bey, bu çocuğun güçlülüğüne, saflığına, cesaretine hayran kalarak onu kendine evlatlık olarak alır. Evde Şahinde Hanım, Muazzez, Salahattin Bey ve Yusuf arasındaki olayları, o zamanın toplum ahlakının ve beylik tavırlarının etkisiyle anlatır Sabahattin Ali.

Yaşamı boyunca her duygusunu içinde yaşamış Yusuf…
Senelerce içinde bir aşk beslemiş Muazzez…
Gezmeye, sefaya, lükse düşkün Şahinde Hanım…
Yıllarca sözünü koca kasabaya geçirip bir türlü karısına geçirememiş Salahattin Bey…

  Olaylar bir ölümle başlıyor dedim ama aslında sadece koruma iç güdüsüyle hareket etmişlik başlatıyor. Sonra ölümle rahatlamışlık hissi veriliyor. Başta ohh diyorsunuz. Oldu bu iş. Yusuf da hak ettiğini aldı. Ama sonra… Diyorum ya, o zamanın beylik tavırlarının etkisi de hükmediyor romana. Bu kasaba benim diyen zenginlerden geliyor ne geliyorsa.

 Bu arada romanın sonu benim için muhteşemdi. Yusuf’un aklına gelen önceki gecelerden bir anı, benim gözlerimi yaşartmaya yetti.

                                                           Keyifli okumalar J



Bu buruşuk yüzlü ve her sene budamaktan şeklini kaybetmiş eğri büğrü ağaçlar, uzun bir hikayeyi anlatan garip şekilli harfler gibiydi ve herhalde Yusuf bunların dilinden anlıyordu.

Hayatta hiçbir şey ona kıymetli görünmemiş, peşinden koşmak, erişmek, sahip olmak arzusunu vermemişti. Etrafına daima bir yabancı gözüyle bakmış, hiçbir yere bağlanmak arzusu duymamış, bu yalnızlığının gururu içinde memnun olmaya çalışmıştı. Şimdi ilk defa bir şey istiyor, hem de korkunç bir şiddetle istiyordu. Fakat niçin bu istek bir imkansızlıkla beraber gelmişti ? Niçin hayatının en büyük arzusunu, şimdiye kadar belki yine içinde, fakat en gizli yerlerde saklı duran bu arzuyu, hapsedildiği yeri parçalayarak ortaya çıkar çıkmaz, öldürmeye mecbur kalıyordu ?.. Niçin ? Kimin için ?..


Konuşmaya ne lüzum vardı ? Bütün güzel laflardan ve hoş insanlardan sıkılan bu mahlukları, birbirlerinin sessiz mevcudiyeti, yorgunluk verecek kadar doyuruyordu.


                                                                                                  -Zeze

Mayıs 29, 2013

Okuduklarım #3 Uçurtma Avcısı- Khaled Hosseini


 'Senin için bin tane olsa yakalarım', cümlesi ile başlayıp, biten bir kitap. Yine okumakta geç kaldığım bir kitap. Emir ve Hasan birbirlerine kardeşten de öte bir sevgiyle bağlı iki çocuk. Onları ayrı kalmak zorunda bırakan ahlak kuralları, kıskançlık ve daha bir sürü neden..

 Hasan'ın en içten gelen o Emir ağa deyişi bana kendini nasıl sevdirdiyse, bu sevgiyi kullanabileceğini gören Emir, bir o kadar sınır çizdirtti kendine. Aslında her şey küçük bir çocuğun, babasına kendini sevdirme çabalarıyla başladı. Başta her şey bu kadar masumken, verilen değerlerin kıymetinin bilinememesinin getirdiği sonla olaylar başlıyor.

 Hani konuşurken kader deyip savuştururuz ya aklımızdan bazı şeyleri. Hani kısmet deriz. Bu roman tamamen kader işte. Her yaşanan olay aslında bir öncekini yaşamandan kaynaklı. Ne yaşattıysan onunla alakalı..


  Ben okurken büyük keyif aldım. Hala benim gibi okumakta gecikenler varsa sözüm onlara. Şimdi bırakın her şeyi. Çayınızı demleyin ve kendinizi Emir ile Hasan'ın hikayelerine bırakın.. Keyifli okumalar :)


Ona imreniyordum. Onun sırrı açığa çıkmıştı. Dile dökülmüştü. Üstesinden gelinmiş, icabına bakılmıştı. Ağzımı açtım, az kaldı ona her şeyi anlatıyordum..

Durdu. Bana döndü.'Burası hiç de korunaklı değil. Yiyecek yok, giysi yok,içecek su yok. Buradaki en bol şey , çocukluğunu yitirmiş çocuklar.

İşte o an, aklıma yine basmakalıp deyişlerden biri geldi: Odada bizimle birlikte soluk alıp veren, terleyen bir şey daha vardı: geçmiş.

''Şöyle dedi: ' Çok korkuyorum.' Neden, diye sordum. 'Öyle mutluyum ki, Doktor Resul. Böylesine büyük, müthiş bir mutluluk, insanı korkutuyor.' Yine nedenini sordum, şöyle dedi: 'Senin bu kadar mutlu olmana, ancak senden bir şey almaya hazırlandıkları zaman izin verirler.' Hemen onu susturdum: 'Hişşt, hadi ama. Saçmalama.' '' 

Emir, toplumun onayladığı, meşru parça; miras aldığı bütün maddi ve manevi değerlerin, bedel ödememe ayrıcalığının varisi.

'Senin için bin tane olsa yakalarım.'


             -Zeze

Mayıs 26, 2013

Okuduklarım #2 İki Yeşil Susamuru- Buket Uzuner


 Yıllardır rafımda boşu boşuna durmuş bu kitap. Boşu boşuna zaman kaybedilmiş kavuşmak için..
  Lisede çok sevdiğim edebiyat öğretmenimin tavsiyesi ile almıştım bu kitabı. Sonra sınavlar, LYS sorunları da derken hiç vakit bulamadım kendime. Bulduysam da bunu tercih etmedim. Olsun geç olsun da güç olmasın demişler değil mi :)

 Daha ilk sayfasından alıp götürüyor bu kitap sizi. Evet belki karakterleri oturtmaya çalışırken, biraz bocalama yaşanabilir. Fakat her şey unutuluyor ilerleyen sayfalarda. Belki yazacaklarım size biraz yardımcı olabilir :)

 Nilsu; babasına aşık, annesinden beklediği sevgiyi alamamış, tam da en güzel çağında ailesi tarafından ihanete uğratılmış hisseden ana karakterimiz.
 Teoman; annesi Cahide Hanım'ın edebiyat aşkına karşılık veremeyen ablası Nilgün'den sonra dünyaya gelmiş  ve annesinin bütün umudu oluvermiş. Gelecekte ise iki yeşil su samurundan biri olmak için gelmiş..
 Selen; Başlarda Nilsu'nun deli gibi kıskandığı daha sonra ise kendine örnek aldığı tek insan. Nilsu'nun babasının sevgilisi.

 Daha çok bu üç karakter arasında dönüyor olaylar. Hikayenin belli kısımlarında dahil olan ara karakterlerin de ayrı bir önemi var. Hepsi Nilsu'nun hayatında başka bir psikolojiyi simgeliyor. Bu kişilerden en önemlisi de sanırım Mike; intiharı simgeleyen sembol..

 Beni bir kitapta kendine çeken en büyük unsur, sondur. Ve inanın bu kitabın sonundaki her bir cümlenin bitişine ben 'Nasıl yani ?!' sitemini ve sorusunu koydum. Gerçekle bu kadar iç içe olması beni çok ama çok etkiledi.

 İçinde geçen şairlerden alıntılar da beni çeken başka bir konu. Nilgün Marmara, Turgut Uyar gibi şairlerden dizeler de var. Diyorum ya, bu kadar yıldır beklettiğim için kendime ceza vermeliyim.

 Okurken gerçekten çok zevk aldım. Belki de bazı yerlerde, yaşananlarda kendimi buldum. Bizi bir kitaba bağlayan da bu değil mi zaten ? Bir cümle bile sanki kalbimiz söylemiş gibi gelse, hemen aşık olmuyor muyuz o kitaba ?

 İşte altını çizdiklerim :)

"Annesi,babası,çocuğu,sevgilisi,arkadaşı,kim olursa olsun,bir insan öbürüne ulaşmak için göze aldıklarıyla sevilir.Öbürüne ulaşmak yürek ister. Göze alabilmek ister. Bir insandan bir başkasına geçmek,emek ister,sevgi ister,yürek ister.Bunlar bile köprüleri kurmaya yetmez bazen.."

"Birinin iyi niyetini istismar etmek,o iyi niyetin başkalarına sunulmasını da yok eder." 

"Hangi kadın daha iyi tanır bir erkeği;kız kardeşi mi,sevgilisi mi,annesi mi? Bir erkeğin yaşamındaki bu üç önemli kadına sunacağı,üç farklı yüzü ve ruhu olabilir mi?" 

"Terk edilmek, ancak bağlanınca gerçekleşir." 

"Her kentin ,bir aşk çağrıştırdığını Nedim Gürsel mi söylüyordu?"  

                                                                                                                                                    -Zeze

Not: Alıntı çizdiklerim aslında daha fazla. Ama okuması için anneanneme verdim kitabımı. Eline aldığında 170 sayfayı okumuştu bile :) Ondan geri aldığımda ilk işim yazıma diğerlerini eklemek olacak :)

Mayıs 20, 2013

Pinkfreud Çekiliş Sonucu

 Geçen hafta pazar akşamı başlattığım çekilişim, dün akşam 20.00'da bitmişti. Ailemize yeni bir bebişin katılmasının heyecanı içerisinde olduğumdan dolayı hemen dün gece açıklayamadım kazananı. Vee şu an randomda yaptığım sonuca göre kazanan birinci sıradaki Toren Cat :)

 Bana ulaşıp, size ulaşabilceğim bir adres verirseniz, en kısa zamanda elinizde olacaktır kitabınız :)

 Keyifli okumalar :))

                                                                                                                       
 
 
-Zeze

Mayıs 18, 2013

Çekiliş Süresi Doluyor

 Bir takipçime hediye ettiğim, Pinkfreud’un Sorun Bende Değil, Sende kitabı için yaptığım çekiliş yarın akşam 20.00’da bitiyor. Şansınızı deneyin derim ben. Çekiliş için şuradan. :))

                                                                                                                    -Zeze

Cumartesi İlk 10: Yazın Okumayı Planladığım Kitaplarım



  Birkaç haftadır katılmak istiyordum bu etkinliğe. Kısmet bugüneymiş J Sihirli Kalem’in düzenlediği bu etkinliklerin bu haftaki konusu da yazın okuyacağım ilk 10 kitap. Gerçi hiçbir zaman önceden kestiremiyorum günler sonra ne okuyacağımı. Ruh halime göre değişiyor. Duygularım kitabımı seçmemde çok büyük etken gerçekten J
 Şimdi yazın okumayı düşündüğüm ilk 10 kitabıma gelelim.

1.       Oğuz Atay- Tutunamayanlar
Hala okumamış olmamdan dolayı utanıyorum açıkçası. Okunması gerekenlerim arasında en baş sırada olmasına rağmen o gücü bulamadım kendimde henüz. Ama umuyorum ki bu yaz başaracağım J

2.       Aylak Adam- Yusuf Atılgan
Okudukça edebiyata daha da aşık ettiren bu kitabı tekrar tekrar okumak istiyorum.
3.       Işınlanma Kazası- Ned Beauman Beauman
Dergilerde ve gazetelerde eleştirilerini bol bol okuduğum bu kitap ben de büyük bir merak uyandırdı.

4.       Ben Onu Tuz Kadar Sevdim- Banu Conker
Açıkçası beni kendine çeken şey kitabın ismiydi. Okuyup göreceğiz sadece isimde mi kalacak bu kitap ben de.

5.       Anayurt Oteli- Yusuf Atılgan
Çok önceden okumuş olmam gerekenlerden..

6.       Kuyucaklı Yusuf- Sabahattin Ali
Dilini, kurgusunu en çok beğendiğim edebiyatçılardan biri olan Sabahattin Ali’nin tüm eserlerini içime sindire sindire okumak istiyorum. Kürk Mantolu Madonna ile başladığım Sabahattin Ali yolculuğum bu kitapla devam edecek.
7.       Handan- Halide Edip Adıvar
Sinekli Bakkal’dan sonra bütün kitaplarını okumak istesem de dersler engel olmuştu bana. Bu yaz bunu da yıkıp çoğu eserini okumak istiyorum Halide Edip’in.

8.       Ölümün Kimyası- Simon Beckett
Tavsiye üzerine okuyacağım. Eğer beğenirsem seri olarak devam da ediyormuş. Büyük bir zevkle okurum.

9.       Kolera Günlerinde Aşk- Gabriel Garcia Marquez
Okunması gereken bir klasik ve ben bu kitabı da bu yaz okuyacağım.


10.   Ay Sarayı- Paul Auster
Yükseklik Korkusu’nu severek okumuştum. Şimdi sıra bunda.

Güzel, edebiyatla geçen, dolu bir yaz olur umarım J


                                                                                                         -Zeze

Mayıs 16, 2013

Kalp Şeklinde Kitap Ayracı Yapımı


Kitabın konusuna göre kitap aralığı kullanma gibi bir takıntım vardır benim. Çok küçükken başlamıştı bu ben de. Hala da devam eder. Yünlerden, yapıştırmalardan aklınıza gelebilecek her türlü malzemeyle şansımı bir feda denemişimdir. Çocukken başlamıştım koleksiyonuma da işte. Şimdi başka şeylere de rastladım internet ortamında ve deneyip sizinle paylaşmak istedim. :))

 Bu kalp şeklindeki aralıklar için gerekli olanlar ise sadece;

- istediğiniz boyutta, kare şeklinde kestiğiniz karton, kağıt (tamamen zevkinize kalmış),
- makas,
-cetvel.
 işte bu kadar :)

Kolay gelsin, iyi seyirler :))


video


                                                                                                                               -Zeze

Mayıs 14, 2013

Sevimli Kitap Ayraçları


 Çok şeker değiller mi ama ?  Yabancı bloglarda gezinirken buldum. Çok hoşuma gitti gerçekten. Hem de yapımında da hiç öyle zor bir şey yok. Buyrun bakın  buradan :))


                                                                                                                                   -Zeze

Mayıs 12, 2013

ÇEKİLİŞŞŞ !!

 Diğer blogum hezeze ile yola çıktığımdan beri, küçük bir çekiliş yapmak hep aklımdaydı. Ve şimdi benim için daha bir anlamlı olan kitapla ilgili bu blogumda bir şeyler yapacağım. Benim ilk çekilişim olacağı için çok çok heyecanlıyım gerçekten. Bir yandan da korkuyorum tabi. Katılımcı olur mu ? İlgi çeker mi bu çekiliş acaba ? gibi sorular var aklımda. Neyse diyerek bu düşünceleri kafamdan atıyorum :)

Şimdii söz konusu çekilişe gelirsek eğer. Ben birkaç sene önce aldığım ama okuma fırsatı bulamadığım bir kitabımı hediye etmek istiyorum. Sonuçta okumayacağım belli ve okumak isteyen birine hediye etmekten çok mutlu olurum :)


 Kitap ise son senelerde bloggerların yazılarını kitap haline dönüştürmesine olanak sağlayan Dizüstü Edebiyat'tan bir kitap. Pinkfreud Sorun Bende Değil, Sende. Okuyanlardan gelen yorumlara göre eğlenceli, dolu dolu bir kitapmış. E sen neden okumadın diyecek olursanız, geçen sene üniversite hazırlık dönemimde alıp okuyamadıklarımdan sadece biri bu kitap.. Şimdi ise okuyacak sahibini bekliyor :)


Bu arada bir de kitapla beraber  evde kendimce yaptığım iki kitap ayracından birini de yollayacağım. Kazanan resimden dilediğini seçebilecek :)


  Evet, biraz da şartlardan bahsedelim değil mi ? :) Korkmayın öyle çok uğraştırıcı işler değil :) Öncelikle blogumun takipcisi olmaniz gerekiyor.Ve bir de Tozlu Raflardan Notlar facebook sayfasında beğene tıklamanız yeterli. Facebook.com/TozluRaflardanNotlar
İşte bu kadarrr :) 



 Çekilişi random.org adresinde yapacağım. Katılım sayısına göre herhangi bir numara çıkartıyor. Dileyen siteden de bakıp bilgi alabilir :) 

 Çekiliş 19 mayis pazar günü aksam 20.00'da sona erecek. 

 Çekilişe katıldıktan sonra bu postun altına yorum olarak isim ve size ulaşabieceğim bir mail adresi yazarsanız kazanana geri dönebilirim :)




Ayraçlar da bunlar :) Bugün instagramda dolaşırken bir resimde gördüm ve bende de vardı bundan deyip hemen aramaya koyuldum. İki sene önce internette görüp kendim yapmıştım :)) Pandayı ise bu akşam yaptım. Olduğu kadar işte :)





Bol şanslar :))



           
                          -Zeze

Mayıs 10, 2013

ETKİNLİİİİK, Kitaplığında Neler Var ?

 Bloggerlar arasında gezinirken, çok eğlenceli bir etkinliğe denk geldim. maikalem.blogspot.com tarafından düzenlenen kitaplığında neler var? etkinliği. O pek kendinden emin olmasa da, şahsen benim severek katılacağım eğlenceli bir etkinlik olacağa benziyor :) Her blogger kendi kütüphanesinin bir bölümünün resmini atıyor. Daha sonra da sevdiği beş kitabın listesini yapıyor. Baksanıza nasıl zevkli bir iş olmasın :))

 Öncelikle odamdaki küçük kitaplığımın resmini çekmeye karar verdim.

 

En alt rafım, ingilizce hazırlık sınıfında olmamdan dolayı ders materyalleriyle dolmuş durumda. Bir an önce yaz tatilinin gelmesini bekliyorum; o rafımı boşaltıp yerine yeni kitaplarımı koyabilmek için :)


Bu rafım ise masamın bir diğer köşesinin üst tarafında. Bu köşemi en sevdiklerimden birkaçı için ayırdım :)


Ve baş ucumun görünümü. Sanırım artık toparlama zamanım gelmiş :) National ya da Atlas gibi dergilerinin yeni sayılarını almaktansa, sahaflarda eski sayılarını aramak daha çok hoşuma gidiyor. Özellikle Kadıköy Akmar Pasajı'nda merdivenlere kurulmuş rafların arasından bulup çıkarmak daha da hoş :)

Şimdi geldik favori beş kitabımaa...

Aslında blgumda da bir köşeye yazdım bunu okuyucularım için. Ama burada tekrarlamaktan da mutlu olurum :)







                                                                                                       -Zeze

Not: Sen de bu etkinliğe katılmak istiyorsan, bu formatta bir post hazırla ve maikalem.blogspot.com 'da etkinlik paylaşımının altında linkini paylaş



Mayıs 09, 2013

Okuduklarım #1 Her Kalp Kendi Şarkısını Söyler- Jan-Philipp Sendker


 Sonunda kitabımı bitirebildim. Ve işte buradayım :) Bu muhteşem kapak tasarımı sayesinde aldım kitabı. Bir arkadaşımın da dediği gibi o kadar estetik ki kapak tasarımı, her bulunduğun ortama uyabilecek kapasitesi var. Şaka bir yana gerçekten kahvenin yanında iyi giden bir kitap oldu. Çenem çok düşmeden hemen kitabın konusuna geçiyorum :)

 Burma'da yaşayan iki gencin aşklarını anlatıyor bu hikaye. U Ba adlı yaşlı, eski kitaplari toparlamayi seven bir Burmalı'nın ağzından anlatılıyor. Kahramanlarımız; Tin Win ve Mi Mi. Biri görme yeteneğini kaybetmiş bir diğeri ise yürüme şansını hiç yakalayamamış iki çocuk. Çocuk dedim. Çocuklukta başlamış aşkları çünkü. Tin Win annesinin onu terk etmesinden birkaç sene sonra görme duyusunu yitiriyor. Mi Mi ise kendi ağırlığını taşıyamayan minik ayaklarla geliyor dünyaya. İki miniğin yolları manastırda kesişiyor. Ve hikayeleri başlıyor..

 Tin Win Mi Mi'nin ayakları oluyor; Mi Mi Tin Win'in gözleri... Burma'yı birlikte baştan başa  keşfediyorlar. Tüm gün beraber geziyorlar. Susmak bile beraber yapılıyor. Ta ki önlerine mesafeler konuluncaya kadar. 

Konuya daha fazla girmeden yorumlarıma geçmek istiyorum :)

Tin Win ve Mi Mi'nin yaşadıkları ve yaşattıkları duygular o kadar içten ve samimi geliyor ki size, mutlu anlarda yüzünüzde bir gülümseme, duygusal anlarda ise endişe ifadesi beliriyor. Konusu bakımından daha önce hiç denk gelmediğim bir roman olmuş. Yani anlayacağınız hikaye beni etkiledi.

 Gel gelelim, kitabın sonunu ben başından (ilk 100 sayfasından) tahmin ettim. Bir kitapta en önemli noktalardan birinin de sonu olduğunu düşünürsek eğer, hayal kırıklığımı  en başında yaşadım diyebilirim. Bu kitap için tek kötü eleştirim bu. Fakat benim için gerçekten sinir bozukluğu oluyor bu şekildeki tahminlerim.

Yorumlarımdan da sonra bu kitaba verebileceğim puan 5/10




Şimdi en sevdiğim kısma geldik. Okurken not aldıklarım :)

.. Hayat demişti U May ona, mutlulukla üzüntünün birbirine ayrılmaz bir şekilde geçmiş olduğu, bilmecelerle dolu bir hediyedir. Biri olmadan ötekini yaşamaya çalışan, başarısız olmaya mahkumdur...


'Her ses gibi her kalbin de, kendini ifade etmekte kullandığı kendine özgü bir tınılar repertuarı vardır.  '

... çünkü sadece, bildiklerimizi görürüz. Hem iyilik hem kötülük alanında kendi yapabileceklerimizi, karşımızdakine yansıtırız. Sonra sevgiyi en önce, kendi yarattığımız bu görüntüye uyan şeyler olarak tanımlarız. Kendimiz, sevdiğimiz gibi sevilmek isteriz. Başka türlüsü bizi rahatsız eder. Şüphe ve kuşkuyla karşılık veririz. Dili anlamayız. Suçlarız. Karşımızdakinin bizi sevmediğini iddia ederiz. Ama belki de bizi sadece, bizim anlayamadığımız kendine özgü bir biçimde seviyordur.


Keyifli okumalar :))

                                                                                                -Zeze

Mayıs 06, 2013

Ölmeden Önce Okunması Gerekenlerim #1


Aşağıda yazacağım listemin aslı  çok ama çok uzun. Şu an 600 kitabı buldu hatta :) Ben buraya benim için, ruh halime ya da o günüm nasılsa ona göre öncelikli olanları yazacağım. Bittikçe de buradakiler, yorumlarımı yeni listeleri yazacağım :)



İki Yeşil Su Samuru- Buket Uzuner
Uçurtma Avcısı- Khaled Hosseini  
Bin Muhteşem Güneş- Khaled Hosseini
Dublörün Dilemması- Murat Menteş
Kar Kurdu- Glenn Meade
Kardeşimin Hikayesi- Zülfü Livaneli


  Eveet. Bu altı kitaptan her biri bittikçe, ben buraya yorumumu; düşüncelerimi yazacağım. Şu an bunlar dışında bir kitap okuyorum. Elimdeki biter bitmez onu da sizlerle paylaşacağım :)


Not: Gleen Meade'nin kitabi, kitap kardesligi grubunun mayis ayi icin sectigi kitaptı. Severek okuyacagima eminim :)) 
                                                                                                                 -Zeze

Okunmalı Diyorlar #1 : Zülfü Livaneli- Kardeşimin Hikayesi

 Çıktığı günden beri çok satanlar listelerinde birinci sırayı başka rakibine bırakmayan bir kitap. Kardeşimin Hikayesi.'Konusu nedir ki  bu kitabın?' derseniz eğer, kitap ile ilgili edindiğim bilgi şu şekilde ;
 'Sakin bir balıkçı köyünde genç bir kadının cinayete kurban gitmesiyle başlar her şey. Dünyadan elini eteğini çekmiş emekli inşaat mühendisiyle genç, güzel ve meraklı gazeteci kızın tanışmasına da bu cinayet vesile olur. Kurguyla gerçeğin karıştığı, duyguların en karanlık, en kuytu bölgelerine girildiği hikâye, daha doğrusu hikâye içinde hikâye de böylece başlar. Modern bir Binbir Gece Masalının kapıları aralanır. Ancak bu kez Şehrazad erkektir.' 
 Zülfü Livaneli'nin Serenad kitabı benim hala baş ucumda, bir numaralı kitabım olarak duruyor. Başka bir postumda onu ayrıntılı bir şekilde anlatmayı çok isterim. Üstünden birkaç sene geçmesine rağmen size her şeyi tek tek anlatabilirim. Çünkü her bir cümleyi içime işleyene kadar tek tek okumuşluğum var. Bugüne kadar okuduğum kitapları hep çok sevmişimdir. Fakat, 'her bir cümleyi içime işleyene kadar, tek tek okudum' sözünü her kitap için kullanamam işte :) 
Gerek çok satanlar listesinde olmasından gerekse en son romanının fırtına gibi esmesinden bu romanda da çok şey arayacak okuyucu. Umarım beklentileri karşılayabilecek bir roman olmuştur. Gerçi pek şüphe duymuyorum ama yine de diğer birkaç kitabını da okuduğumdan, her an hayal kırıklığını da beklemek istiyorum. 
 Şimdilik bu kadar ama takipte kalın :))


                                                                                                              -Zeze

Yeni Bir Merhaba :)

 Merhabalar :) hezeze.blogspot.com adlı blogumu da devam ettirip aynı zamanda sadece kitaplarla ilgili bir sayfam daha olsun istedim. Açıkçası hezeze'de bir sürü konudan bahsedince, zamanla konular birbirine giriyor. Blogger olarak ilerlemek istesem de bu bana engel oluyor. O yüzden tek bir amaçla bu sayfama daha çok zaman ayıracağım.
 Kitap okumak benim için bir hobi değil yaşam biçimi oldu artık. Senelerdir bir nefeste okuduğum kitaplara ya da okuyamadan bir günümü geçirememe dayanarak bunu söylüyorum. Zamanla kendimi bu konuda da geliştireceğime inanıyorum. Sadece içimden geleni yazıp samimi olmaya çalışacağım. Umarım bu blogumda da keyifli zamanlar geçirirsiniz..

 şimdilik kendinize iyi bakın :))

                                                                                                              -Zeze