Şubat 05, 2014

Ayfer Tunç- Suzan Defter


Bu haftanın başında 5 kız olarak üç günlük bir kaçamak yaptık. İstikametimiz haritada İğneada olarak gözüken fakat benim huzur olarak adlandırdığım küçük kasabaydı. Her şey o kadar güzel ve dolu doluydu ki yanımda götürmem gereken kitap ancak bu kadar yakışabilirdi. Kısa, öz ama bir o kadar tadını damağınızda bırakan bir kıs roman.

 İlk Ayfer Tunç deneyimimdi. Normalde okumak istediğim yazarlarla ilgili ciddi bir araştırma yapar ilk olarak hangi kitabı ile başlamam gerektiğini iyice anlamaya çalışırım. Ayfer Tunç'u da uzun zamandır araştırıyordum. Aslında onu keşfetmek istediğim ilk romanı Yeşil Peri Gecesi idi. Fakat d&r'a girdiğimde planladığımın tam tersi olarak, raflarda gezinirken elime gelen ilk kitabını aldım. Şanslıymışım gerçekten çok keyif aldım okurken de. Şöyle bir şey de var ki belki de siz bir yazarla ilk yolculuğunuza çıkarken bu tarzda okumak istemeyebilirsiniz. Okuduğum zaman, ruh halim yani kısacası her şey çok uydu ve bayıldım.

 Suzan Defter'in yazılış şekli de gerçekten çok ilginç. Kitap iki kişinin tuttukları günlüklerden oluşuyor. Çift sayfalarda erkek, tek sayfalarda kadın anlatıyor bize. Sanırım olumsuz eleştiriyi sadece bu yönde yapabilirim. Okurken biraz odaklanmayı bozuyor. Erkek anlatırken sayfa bitince yan tarafa geçiyorsunuz fakat devamı orada değil arka sayfada. Gerçekten konsantrasyonu bozan bir durum bence.

Ayfer Tunç okumaya devam etmek istiyorum çünkü kesinlikle tanınması gereken bir yazar..

-Arka Kapak-
"İnsan gençliğini aşka vermezse, gençlik ne işe yarar?"
"Ama kaybeden sonunda siz olmuşsunuz."
"Kayıp mı? Kaç kişi böylesine sevebilmiştir dünyada?"
"Ama bir kucak korla kalan siz olmuşsunuz."
"İyi ya boş değildi kucağım."
"Ama yandınız, kül oldunuz."
"Ama vardım, kül bunun kanıtı."

12 Eylülün gölgesinde boğulan bir aşk hikâyesi... Yaşamın kıyısında seyirci olmaktan öteye gidememiş bir erkek... Birbirinin ışığıyla kamaşan iki ayna arasında parçalanan bir kadın... Başkasının gözünde nasıl göründüğünü, iki günlük üzerinden anlatan deneysel bir çalışma. Modern zamanların karmaşık insanlık halleri Ayfer Tunçun usta kaleminden unutulmaz bir edebiyat şölenine dönüşüyor. 

Suzan Defter, daha önce öykülerinden biri olduğu Taş-Kâğıt-Makastan azat olmuş, tek başınalığı hak etmiş bir eser.
(Tanıtım Bülteninden)




       

                                                                                                               -Zeze

Şubat 01, 2014

Jodi Picoult- Anlaşma



Anlaşma, bir dönem instagramda çok kişinin elinde olan kitaptır. Bir anda herkes okumaya başlamış birbirine tavsiye der olmuştu. Benim de şöyle bir huyum var ki bir dönem popüler olan kitapları, herkes okurken okuyamıyorum. Bu nedenle Jodi Picoult ile tanışmam da geç geç ama bir o kadar güzel oldu.

 İstanbul kitap fuarından aldıklarımı bitirdim sanırken, bir de baktım okumadığım üç kitabım varmış. Bunlardan biri de Anlaşma'ymış. Tabi mutluluktan havaya uçtum o ayrı bir konu tabi :) Kitabın içeriğinden çok bahsetmeyeceğim çünkü bir arkadaşım çok fazla ipucu verdiğimden yakındı. Sadece okurken hissettiklerimi anlatacağım.

 521 sayfa olan bu kitabı tam bir günde bitirdim. Evet efenim sabah oturdum akşam kalktım başından. Elimden düşüremedim. Şimdi ne olacak acaba demekten bir su içmeye bile gidemedim siz düşünün halimi. Özellikle romanın iki zamanlı yazılmış olması yani bir günümüzün bir de geçmiş zamanı yazması beni etkileyen şeylerden biri oldu. Bazen ''aa inanmıyorum nasıl yapabilmiş bunu!'' diyerek ağzımı kapadım. Bazen de seni cadı demekten kendimi alamadım. Özellikle mahkeme salonundaki anlarda nefesimi tuttum. Basit bir aşk romanı gibi gözüken bu roman aslında çevre baskısıyla birbirine aşık olan, olduğunu düşünen iki gencin hikayesi.. Ve ben şiddetle tavsiye ediyorum.


NOT: Bu romanı okuyalı bir ay oldu. Yazdan beri yorumlayamadığım kitapları yavaş yavaş yazmaya başlama kararı aldım :)


-Arka Kapak-

Söylenecek bir sey kalmamıstı.

Kollarını ona dolayan kızın hayatının her evresini gözünün önüne getirebiliyordu;
bes yasında daha sarısın, on bir yasında hızla boy atıyor, on üç yasında elleri erkeksi.
Mehtap, çekik gözlerinde yansıyarak yuvarlanıyordu gökyüzünde.

Kız onun teninin kokusunu içine çekti ve "Seni seviyorum," dedi.

Genç adam onu o kadar usulca öptü ki kız bunu hayal ettigini sandı; gözlerine bakmak için biraz geri çekildi.
Ve silah patladı.
Harte ve Gold aileleri on sekiz yıl boyunca yan yana evlerde yasadı. Aile pikniklerinden en mahrem sırlara kadar her seyi paylastılar. Çocukları Chris ve Emilynin yakınlasması da bu nedenle sürpriz olmadı, hatta arzu edildi. Birbirini neredeyse dogdukları günden beri tanıyan, hiç ayrılmayan liseli iki genç, ailelerinin gurur tablosunda el ele gülümsüyordu; ikisi de
basarılı, ikisi de popüler, ikisi de pırıl pırıl.

Ama bir gece yarısı çalan telefonla her sey degisti;Emily basından vurulmustu, Chris olay yerindeki tek kisiydi ve silahta kendisi için de bir kursun oldugunu söylüyordu... 

İnsan, aile, dostluk, ask...

Siz olsanız ne yapardınız?



                                                                                                                             -Zeze