Temmuz 07, 2014

Sinan Akyüz-Incir Kuşları


 Ben hep okunan kitapların okuyucu için bir zamanı olduğuna inanırım. Bu mevsimlere göre değişir, yaşa göre değişir veya sadece ruh haline göre değişir. Ama değişir. Çünkü daima her anın bir diğerinden farklılığı vardır. Mesela bu cümleyi yazmadan öncesi ve sonrası bile farklı benim için değil mi? Buradan varmak istediğim konu şu ki; Incir Kuşları'nı seneler önce değil de şimdi okuyor olmam bence rastlantı değil.

 Bir aşk hikayesi diye başladım aslında. Aşk hikayesi içinde de anlatılacak olan Boşnak katliamı diye düşündüm. Bence ilk sayfalarda herkes bunu düşünmüştür ya da düşünür. Roman ilerledikçe,

Temmuz 03, 2014

Halil Cibran- Ermiş

 İtiraf ediyorum. Son zamanlarda instagramda bu kitabı çok fazla görüyordum. Sadece bu nedenden ötürü merakım yüzünden okudum demeliyim ^.^  Halil Cibran okunmadan önce kesinlikle geçmişi araştırılıp bilinmesi gereken bir yazar. Bu adımdan sonra okunulan her cümleye başka bakıyorsunuz çünkü. Yazar hakkında kısa bilgi için tık tık


 Ermiş, öğütler kitabı desem yanlış olmaz. İçinde aşktan çocuklara, evlilikten güzelliğe, duaya dair birçok konuda öğüt barındıran kısa bir yol gösterici. Belki benim gibi tek okumayı istemezseniz de başka bir kitapla beraber kolaylıkla götürebilirsiniz. Anlayacağınız yazılacak çok fazla yorum yok aslında. Mutlaka okuyun diyemiyorum ama okuyun ^.^


ARKA KAPAK

"İnsan için tüm amaçlarını susuzluktan çatlamış dudaklara ve tüm yaşamı bir çeşmeye dönüştüren bir armağandan daha büyüğü yoktur kuşkusuz. Benim şerefim ve ödülüm işte bu armağanda yatıyor. Ne zaman içmek için çeşmeye gelsem, diri suyun kendisini susamış bulmamda..." Yıllar boyu kendisine yurt olan kentten ayrılırken, Ermiş'ten geride bıraktığı halka hitap etmesi istenir. Kent halkı ona aşk, evlilik, suç, ölüm, güzellik ve daha pek çok konuda sorular yöneltir. Aldıkları karşılık, hoşgörü ve sevginin biçimlendirdiği bir insan yaşamı üzerine hazine değerindeki öğütlerdir. Haklıyla haksızın, suçluyla suçsuzun, dimdik ayakta duranla düşmüşün aslında aynı insan olduğu bir yaşamdır bu...
(Tanıtım Bülteninden)



Sayfa Sayısı: 56
Baskı Yılı: 2014
Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları

                                                                           -Zeze

Fethiye Çetin- Anneannem




Beni bir kitaba ilk yönelten şey kapak tasarımıdır. Ve bu konuda benim için üst sıralarda yer alan bir yayınevi de Metis Kitap’tır. Anneannem’de de beni kendine çeken ilk şey yine tasarım oldu. Bir mezar resmi ancak bu kadar şık olabilirdi diye düşünüyorum. Kapak incelememden sonra içerik araştırmasına giriştim. Kitabın türünün anlatı olduğunu görünce önce bir durdum. Ne yazık ki bir türlü aşamadığım konulardan biri de böyle farklı türlere karşı olan korkum. Neyse dedim bu sefer yapma bunu Zeze dedim ve tamamen kitabın konusunu araştırmaya yöneldim. Arka kapağından, yapılan yorumlardan anladığım kadarıyla Fethiye Çetin anneannesinin bilmediği geçmişini öğreniyor ve bunu içten bir şekilde bir kitaba dönüştürüyordu.

 Çok büyük heyecan ve umutla başladım. Benim için en değerli insanlardan biri anneannemdir. Beni tanıyan herkes bilir aşığımdır ona. Bu yüzden yazarın yerine kendimi koyarak okudum. Şu bakımdan kendimi koyarak; acaba benim anneannem böyle şeyler yaşamış olsaydı ben nasıl hisseder, insanlara nasıl anlatırdım ? Zira bu şekilde okumadan devam etseydim kabaran Türklüğümle kitabı bırakabilme ihtimalim vardı.
 Fethiye Çetin, anneannesinin 1915 yıllarında yaşanan Ermeni olaylarında geçen çocukluğunu, ailesinden koparıldıktan sonra besleme muamelesi gördüğü evde yaşadıklarını, sonrasında gerçek kimliğini insanlardan saklayışını kaleme döküyor. Kısa, net ve sıkmayan şekilde anlatıyor. Hatta ben Heranuş hakkında biraz daha bilgi bile isterdim.

  Yazar çocukluğunun geçtiği evi  gerçekten şahane betimlemelerle en içten şekilde anlatıyor. Özlemini son damlasına kadar size hissettiriyor. Gel gelelim yaşanan olayları anlatırken net ve kesin cümleler kuruyor. Bunu da tabi ki yazarı ilk ağızdan duyarak, en yakının böyle vahşet dolu olaylar yaşamasına bağlıyorum.
 Anlatı türünde ilk kez okudum. Nedense anlatı olmamasına karşın  Serenad tadında bir kitap beklemiştim. Yine de tek günde, severek okudum. Beni yaşanan bu olayları daha çok araştırmaya yöneltti diyebilirim. Eksikleri var evet ama değişiklik isterseniz okuyun derim.

ARKA KAPAK
"O günler gitsin, bir daha geri gelmesin..." 
Bu coğrafyada yaşayan herkesin şu ya da bu şekilde bildiği ama üzerinde konuşmamayı tercih ettiği saklı yaşamlar. Ermeni ve Hıristiyan iken Türk ve Müslüman olmuş binlerce çocuktan biri: 
Heranuş ya da diğer adıyla Seher. 
Torunu Avukat Fethiye Çetin anneannesi hakkındaki gerçeği yıllar sonra öğrendi. Anneannesinin akrabaları Gadaryanlara ise onun ölümünün ardından ulaşabildi. Konuşacak çok şey, sorulacak çok soru vardı. 
"Yaşamı boyunca akla hayale gelmeyecek zorluklara göğüs germiş, çocuklarının ve yakınlarının karşısına çıkan engellerle baş etmiş bu kadın, gerçek kimliği söz konusu olduğunda neden kendini bu kadar çaresiz hissediyordu? Neden ailesini ve kimliğini savunamıyor, isteklerinin arkasında duramıyordu? 
Anneannemin her acı hatırayı anlatıp bitirirken tekrarladığı cümlede gizli belki de bu soruların cevabı: O günler gitsin, bir daha geri gelmesin...



Sayfa Sayısı: 120
Baskı Yılı: 2014
Yayınevi: Metis Yayıncılık

                                                                        -Zeze


Temmuz 02, 2014

Buket Uzuner-İstanbullular

Heyyoo yazlik semalarindan hepinize merhaba ^.^ 10 gunluk kacamagima gectigimiz cumartesi start verdim ve ailemin yaninda huzurlu bir tatile basladim efenim. Tabi yazliga gelmem demek internet bakimindan bol sikinti anlamina da geliyor. Bu yaziyi saygideger Huseyin araciligiyla -kendisi iphone'um olur- cok zor sartlar altinda yaziyorum. Aslinda bu yorumdan once yayinlamam gereken iki tane kitap yorumum vardi. Gel gelelim onlar bilgisayarda internetin baglanmasini bekleyedursun, ben acil bir sekilde size İstanbullular hakkinda dusuncelerimi aktarayim. 

 Yazliga gelirken nasilsa cok kalmayacagim icin yanima dort tane kitap almisim. Farkinda bile degilim ikisi zaten bitti. Diger ikisine gecmeden once yazlik raflarindaki eski kitaplari bir karistirayim dedim ve en sevdigim yazarlardan olan Buket Uzuner ile karsilastim. İstanbullular romani daha once cok duymadigim ve dikkatimi cekmeyen eserlerindendi. Hakkinda yorumlari okudum. Konusuna baktim. Tamamdir basliyorum dedim. Fakat...



 Arkadaslar bir kere her yapilan yoruma inanmayin. Uzuner hayati boyunca boyle bir roman yazmaz bir daha diye dusunuyorum. 200. sayfaya geldim hala beni cezbetmedi. Ben kendime inanamiyorum kendim Uzuner'e inanamiyor. Bunu nasil yaptin sen diye sorup duruyor ona. Hic yapmayacagim bir sey yapip ne yazik ki bu romani yarim birakacagim. Belki daha sonra tekrar okur ve fikrimi degistiririm. 
 Arka kapaga bakinca konusu sanki butun kahramanlar bir olay orgusu icinde gibi gozukuyor. Sanki hepsi yuz yuzeler gibi. Ama degiller. Yazar ayni siralarda ayni havalimaninda bulunan birkac insani anlatiyor. Tanimlamaya calisiyor. Her birini sayfalarca kalemliyor tabi. Yok benim icim almadi. Uzule uzule birakiyorum. Okumak isteyeni tutmuyor ama tavsiye de etmiyorum..

ARKA KAPAK

Yaz 2005. İstanbul Atatürk Havalimanı. Modernitenin ve şehrin sınırında genetik bilimciden gurbetçi işçiye, taksi şoföründen ünlü bir heykeltıraşa, tuvalet temizlikçisinden mimarlar odası eski başkanına kadar İstanbullu 15 kişinin yolları kesiştiğinde yüzyılımızın göçlerle genişlemiş İstanbul'undan, dolayısıyla Türkiye'sinden bir kesit ortaya çıkıyor. Bir İstanbul romanının olmazsa olmazı aşk elbette baş köşede yer alıyor. 
Büyük bir tehdit altında başlayan gerilim dolu dört saat boyunca İstanbul, Belgin ile Ayhan'ı kendisiyle ve aşkla hesaplaşmaya zorluyor.


Sayfa Sayısı: 
519
Baskı Yılı: 2007
Yayınevi: Everest Yayınları 

                            -Zeze