Ana içeriğe atla

HASAN ALİ TOPTAŞ- GÖLGESİZLER


 Uzun süredir yenmeye çalıştığım bir huyum var. Daha önceki yazılarımda da bundan çok kez bahsettim. Herkesin bir anda okumaya başladığı -popülerliliği artmış- kitapları; yazarları bir türlü okuyamıyorum. Örnek vermek gerekirse en son okuduğum Kahraman Tazeoğlu kitabında 16 yaşındaydım. Bukre çıktı inanın bir cümlesini dahi okumadım, okuyamam. Şimdi niye buradan giriş yaptı bu kız  bu başlık altında derseniz; Hasan Ali Toptaş da benim için popüler yazarlar arasındaydı. Uzun süre çok satanlarda kalan Heba kitabı ile beni itmişti de itmişti. Ama bu huyumun her yazar için doğru olmadığını gerçekten tabularımı yıkınca anladım. İnstagramda okuduğu tüm kitapları tatlı deli şekilde yorumlayan, her kitaba iştahla yönelmeyi sağlayan dünya tatlısı bir insanla keşfettim Gölgesizler'i. Ah şahane de oldu bu keşif.

 Hasan Ali Toptaş o kadar güzel bir dil kullanıyor ki bu romanında resmen kelimelerle dans etmiş diyorsunuz. Masal içinde masal desem yeridir. Öyle güzel dinliyorsunuz ki bu masalı o kadar tatlı geliyor ki hiç bitmesin istiyorsunuz. Yer-Zaman, Varlık-Yokluk, Düş-Gerçek kavramlarını usta bir şekilde dillendiriyor yazar. Mekan olarak iki yer var elimizde. Biri köy biri şehirdeki berber dükkanı. Köyde yaşanan olaylar geçmişi, berberdeki olaylar ise şimdiki zamanı. Ki bunlar da zaman kavramını oluşturuyor. Ama asıl hikaye varlık-yokluk üzerine kurulmuş durumda. Zaman bile bu kavramlarla hareket ediyor. Şimdi olan geçmişte olmuyor veya geçmişte olan şimdi de yer almıyor. Yani bilemiyorsun aslında bu kişiler var mı yok mu. İşte kitabın büyüsü bu şekilde sarıyor sizi zaten. 'İçim sıkılıyor' diyerek ortadan kaybolan Nuri ile başlayan olaylar, Güvercin'e, Cennet'in oğluna hatta canım muhtara kadar dokunuyor.

 İtiraf etmeliyim beğenmediğim bir nokta da var. Bence kitabın sonu gerçeğe bağlanmamalı biz hep bir düş gibi düşünmeliydik olanları. Bilmiyorum bu benim düşüncem tabi :) Ben beğendim. Çok severek okudum. Okuyun arkadaşlar okuyun ^.^

Siz de okuduysanız lütfen kitapla veya sonuyla ilgili yorumlarınızı yazın bakalım başka ne gibi düşünceler var meraktayım :)




-Arka Kapak-

Metinlerini varoluş ve yokoluş üzerine kurarak varoluşçuluğu taşraya taşımasıyla özgünlük kazanan, tıpkı Kafka gibi sade dilinden yükselen müzikle giderek hayatı yazıya, yazıyı ise büyülü bir hayata benzeten bir yazar... 
Yazma serüvenini “hayatı kelime kelime genişletmek” olarak adlandıran Hasan Ali Toptaş, metinlerini birer senfoniye de dönüştürerek, dışarıyla içerinin, görünenle iç dünyanın, gerçeklikle rüyaların, somutla soyutun çarpışmasından doğan tekinsiz bir atmosfere çağırıyor okurunu. Tam bir yazı ustalığıyla, Türkçenin imkânlarını sonuna kadar zorlayarak, edebiyatın büyülü dünyasına kapılar açarak... 

Cennet’in oğlu kendini kendi varlığında yok etmişken, gerçekten kadının dediği gibi bir kez daha yok olmuşsa durum kötüydü. Bu işin sonu yavaş yavaş köyün tamamen yok olmasına dek gidebilirdi. Belki köy zaten yoktu da bunu kimse anlayamıyordu henüz; köylülerin hepsi alışmıştı yokun varlığına...


Baskı Yılı: 2008
Yayınevi: İletişim Yayıncılık



                                                                                                               -Zeze

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Okuduklarım #1 Her Kalp Kendi Şarkısını Söyler- Jan-Philipp Sendker

Sonunda kitabımı bitirebildim. Ve işte buradayım :) Bu muhteşem kapak tasarımı sayesinde aldım kitabı. Bir arkadaşımın da dediği gibi o kadar estetik ki kapak tasarımı, her bulunduğun ortama uyabilecek kapasitesi var. Şaka bir yana gerçekten kahvenin yanında iyi giden bir kitap oldu. Çenem çok düşmeden hemen kitabın konusuna geçiyorum :)
 Burma'da yaşayan iki gencin aşklarını anlatıyor bu hikaye. U Ba adlı yaşlı, eski kitaplari toparlamayi seven bir Burmalı'nın ağzından anlatılıyor. Kahramanlarımız; Tin Win ve Mi Mi. Biri görme yeteneğini kaybetmiş bir diğeri ise yürüme şansını hiç yakalayamamış iki çocuk. Çocuk dedim. Çocuklukta başlamış aşkları çünkü. Tin Win annesinin onu terk etmesinden birkaç sene sonra görme duyusunu yitiriyor. Mi Mi ise kendi ağırlığını taşıyamayan minik ayaklarla geliyor dünyaya. İki miniğin yolları manastırda kesişiyor. Ve hikayeleri başlıyor..
 Tin Win Mi Mi'nin ayakları oluyor; Mi Mi Tin Win'in gözleri... Burma'yı birlikte baştan başa …

Kalp Şeklinde Kitap Ayracı Yapımı

Kitabın konusuna göre kitap aralığı kullanma gibi bir takıntım vardır benim. Çok küçükken başlamıştı bu ben de. Hala da devam eder. Yünlerden, yapıştırmalardan aklınıza gelebilecek her türlü malzemeyle şansımı bir feda denemişimdir. Çocukken başlamıştım koleksiyonuma da işte. Şimdi başka şeylere de rastladım internet ortamında ve deneyip sizinle paylaşmak istedim. :))

 Bu kalp şeklindeki aralıklar için gerekli olanlar ise sadece;

- istediğiniz boyutta, kare şeklinde kestiğiniz karton, kağıt (tamamen zevkinize kalmış),
- makas,
-cetvel.
 işte bu kadar :)

Kolay gelsin, iyi seyirler :))




                                                                                                                               -Zeze

Handan- Ayşe Kulin

Gerçekten zıtlıklarla dolu bir bünyem var. Bazen hiç okuyamıyorum. Gerek çok yorgun eve gelişimden gerekse hiç içimden gelmediğinden. Evet benim de içimden kitap okumak gelmeyebiliyor :(  Ama gelin görün vize haftalarımda onlarca kitap bitiriyorum. İnat değil mi çalışmayacağım