Aralık 30, 2013

Jehan İstiklal Barbur


 Bir kere daha anladım ki büyük konuşmamalıyım ben. Kesinlikle konuşmamalıyım. Yaklaşık iki senedir adını duyduğum Jehan Barbur'u dinlememekte ısrar ediyordum. Bir-iki kere dinledim onda da depresyona giriyorum ben sanırım diyerek bıraktım. Gerçekten bazı duyguların, hislerin yaşla ve dönemle alakalı olduğuna inanan bir insanım. Ve yine bunun doğruluğunu görmüş, göstermiş oldum. Şarkıların da tıpkı kitaplar gibi zamanı olduğunu yine ve yine anladım.

 İki hafta önce yakın bir arkadaşımla bu konuyla ilgili tartışmamaya tutuştuk. 'Tekrar bir dinle ama sadece dinle' dedi. Evet denedim. İki hafta önce dinlemeye başladım şuan üç albümü elimde şarkıları dilimde... Sesi kadife gibi diye bir  tabir vardır hani, işte tam anlamıyla Jehan'a yakışıyor o. Sesi seni alıyor, uçuruyor ve bırakıyor. O kadar dinlenmiş o kadar huzurlu hissediyorsun ki..

 Ben kitap okurken müzik dinlemeyi başaramam. Yazarken de başaramam. Kafam karışır, toparlayamam ne yazacaklarımı ne okuyacaklarımı. Sadece birkaç şarkı vardır bana eşlik eden. Onlar da yabancı klasiklerdendir. Fakat Jehan'a evet dediğimden beridir sadece onunla okuyorum ve yazıyorum.

 Ben bir iki senedir adını duyuyorum dedim ama bakmayın siz bana. Jehan Barbur ilk albümünü 2009 yılında çıkarmış. Eğer daha ayrıntılı bilgi isterseniz tık tık.

 Ocak ayı Ot Dergisi'nde de küçük bir röportajı var Jehan'ın ilgilenenlere duyurulur.

Hoşuma giden bir iki şarkısını buraya ekleyeceğim ama sakın bunlarla yetinmeyin derim :)




                                                                                                                 -Zeze









Aralık 19, 2013

Yeni Yıl Çekilişi



 Merhabalar! Bir önceki postumda bahsettiğim gibi bu yeni yıla merhaba çekilişidir. Kazanan kişiye ocak ayının ilk haftasında, içi sürprizlerle dolu bir kutunun ulaşacağı çekiliştir. :) Kutunun içinde ne olduğunu çok söylemek istemiyorum. Söylersem ne anlamı kalır ki dimi ama yeni yıl hediyesi bu! Sadece şöyle bir ipucu vereceğim. Bir hikaye kitabı, bir şiir kitabı ve bir de roman barındıracak bu kutu içinde. Hepsi benim okuyup beğendiğim, başkalarına da önerdiğim kitaplardan olacak :) Aslında kafamdaki kitapların çoğu instagram hesabımda var bile sanırım ubss. Hepsi harika kitaplardır :) Kutunun gerisi kocaman sevgiyle, umutla konulmuş küçük küçük gönülden gelen hediyelerle dolacak. Çok severek hazırlayacağım bir hediye :)

Katılım şartlarına gelirsek çok çok basit. 

1. tozluraflardannotlar.blogspot.com adresimin takipçisi olmak

2. Eğer kullanıyorsanız instagram'da takipçim olmak (hesabım için tık tık)
(Eğer instagram hesabınız varsa oradan da katılıp, resmi kendi hesabınızdan beni yani @hezeze_ 'yi etiketleyerek #hezezedecekilisvar hashtagiyle paylaşabilirsiniz.)

3. Bu resmi kendi blogunuzda paylaşarak bu yazının altına katıldım yazmak.

NOT: Hem instagram hem de blogundan paylaşım yapanların adı iki kere yazılacaktır!

İşte bu kadar kolay üç adımdan oluşuyor. Çekiliş aynı zamanda instagram takipçilerim arasında da olacak. Yani hem blog üzerinden hem de instagram üzerinden yürüteceğim çekilişi. Bitiş tarihi 1 Ocak 2014 saat 17.00 olacaktır. O gün hem instagram hem de blogumdan katılanlar arasından kazananı random.org yardımıyla belirleyeceğim.

 İnstagram için olan şartlar İnstagram hesabımdan tekrardan yazılacaktır.

Ben çok çok heyecanlıyım. Hepinize bol şanslar <3



-Zeze

Bir Sürprizle Geri Dönüş


Yine çok çok uzun bir aradan sonra blogumun yolunu bulabildim. Yazamadıkça ne kadar üzüldüğümü anlatamam bile size. Sürekli ard arda konan vizeler ve geçmem gereken dersler olunca farklı blogları bile ziyaret edemez hale geldim. Artık okumuyorsun bizi bile  diyor arkadaşlarım :( Düzenli bir şekilde yazacağım artık diyemiyorum. Çünkü gerçekten çok aksilik çıkıyor. Aslında artık instagramı tamamen blog olarak kullanmaya yönelmiş durumdayım. Okuduğum her kitabı, onların küçükte olsa yorumlarını orada paylaşıyorum. Hele orada kazandığım dostlar var ki lokum gibiler <3

 Şimdi bu kadar zamandır olmama özrümü şöyle sunmak istedim. Bir çekiliş düzenleme kararı aldım. Ama bu yılbaşı çekilişi değil de yeni yıla merhaba çekilişi olsun, ocak ayının ilk haftasında da sahibini bulsun dedim :)
Bu çekilişin ayrıntıları için hemen farklı bir post yazmaya başlıyorum :) Özlemişim be yazmayı ! Öpüyorum kocaman sizleri :*


                                                                                                                               -Zeze

Ekim 07, 2013

Stefan Zweig- Sahaf Mendel



 Size mendillerim, kitaplarım ve yine ballı çayımla merhaba diyorum. Hava değişimlerine alışamadım gitti. Sürekli hasta oluyorum ama umuyorum ki bütün bir kışı böyle geçirmem :(  Dün hastalığın da verdiği tembellikle kendimi odama kapadım ve sadece okudum, izledim. Ağrılar olmasa bir de kolay nefes alabilsem aslında harika bir gündü :) Kafam hiçbir şeyi almıyordu. Ben de dedim ki öykü okuyayım en güzeli o olur. Aslında hep ön yargılı yaklaştım öykülere çünkü tam beni sarmasını istediğim an biten, beni yarı yolda bırakan arkadaşlar gibi geliyordu bana. Bunu da Sait Faik ile yendim demem gerekiyor. GErçekten bayıla bayıla okudum Son Kuşlar'ı. Bunun postunu da ayrı olarak yazarım. Neyse düne gelirsem daha önce hiç okumadığım bir yazardan başladım. Stefan Zweig.  Aslnda beni kitabını almaya iten şey yine ve yine tasarımı oldu. Yordam Kitap o kadar tatlı bir tasarım uygulamış ki hemen almak istedim. Benim aldığım 'Sahaf Mendel- Kadın Ve Doğa- Bir Kadının Yirmi Dört Saati hikayelerini içeriyor. Üstelik çevirileri de edebiyatımızın ünlü kişileri yapmış. Benim bahsettiğim Hamdi Varoğlu tarafından çevrilmiş. Başka bir kitap Behçet Necatigil bir diğeri ise Salah Birsel kaleminden mesela.

 Ben öncelikle Sahaf Mendel'i bitirdim. Zweig, betimlemeri çok yoğun olarak kullanmış. Mendel'in tüm hareketleri böylelikle net olarak gözünüzde canlanıyor. Elini masadan kaldırıp alnını kaşımaya götürdüğü her saniyeyi sanki karşısında oturuyormuşsunuz gibi görüyorsunuz. Konusu da Mendel'in başına gelen bir olaydan ibaret. Çok sıkmadan 30-40 sayfada bitiyor hikaye.

 Zweig'in kendi hayatından izler de çokça görülüyor. Daima barışçıl bir politika izleyen ve yahudi olan Zweig kahramanlarına da aynı şekilde yön vermiş.


Altını çizdiklerim;

''Geçtiğimiz yollarda kalan son ayak izlerimiz, topuğumuzun yerden kalkmasıyla beraber rüzgarla süpürülüp gidecek olduktan sonra yaşamanın ne anlamı vardı?''

''Fakat yine biliyorum ki, kitaplar, insanları ölümden sonra da birleştiren ve bizi, unutmaya, hayatın bu en büyük düşmanına; unutmaya karşı koruyan biricik araçtır.''

                                                                                                             -Zeze

Ekim 04, 2013

Çoluk Çocuk - Patti Smith


''...yaşlıca bir çift önümüzde durup alenen bizi incelemeye başladı. Robert ilgi çekmekten hoşlanıyordu, heyecanla elimi sıktı. 'Hadi fotoğraflarını çek,' dedi kadın, hayretler içindeki kocasına. 'Sanatçılar galiba.' 'Hadi canım,' dedi adam, omuz silkerek. 'Çoluk çocuk bunlar.'''


 Yazıma bir itirafla başlamak istiyorum. Bu kitabı ilk raflarda görmeye başladığım sıralarda sadece bir kere elime alıp içime sinmediği için yerine koymuştum. Patti Smith ismi benim için bir anlam ifade etmiyordu. Bir de, yazarın kendi anılarını anlattığı kitaplardan hep uzak durmuşumdur. Ne büyük kayıp! Tam bir rezilim sevgili okurlarım. Bu tarz romanları artık daha çok okumalıyım. Çünkü okurken aldığınız keyif bambaşka oluyormuş. Bendeniz bunu henüz fark ettim.

  Yaşanılan şeyleri okumak hep daha çok keyif vermiştir bana evet ama bir yazarın kendi anılarını anlatmasına dediğim gibi hep ön yargılı yaklaşıyordum. Ta ki Çoluk Çocuk'la karşılaşana kadar. Patti ve Robert'ın hikayeleri.. Bir tesadüfle başlayan arkadaşlık, aşk nasıl ilerliyor bunu görüyorsunuz. İkisinin de en sonunda nasıl kendi hayatlarına yönelip de aynı zamanda hala tek düşündüklerinin birbirleri olduğunu anlıyorsunuz.

 Eğer gerçekten bu tarz romanlaı seviyor ya da denemek istiyorsanız Patti Smith tavsiye edilir.

Altını çizdiklerim;

'' Kahkahalar. Hayatta kalabilmek için önemli bir malzeme. Ve biz sık sık kahkaha atardık.''

''Şairler şiirleri bitirmez, onları terk ederler.''



Not: Şarkılarına da bir göz atın lütfen hepsi birbirinden güzel:)

                                                                                                             -Zeze

Ekim 01, 2013

Özlemle Geri Dönüş :)

 Son yazdığım tarih dört ağustos. Artık kendime söyleyecek söz bulamıyorum gerçekten. Baya baya tembel olmuşum ben. Değiştirmeden önce de son okuduğum kitap Peyami Safa Yalnızlık'tı. Ben onun üzerine 15 tane kitap okudum arkadaşlar. Lütfen bu kadar zamandır yazmayışımı mazur görün sanki hiç gitmemişim gibi devam edelim :) 

 Eveeet yeni bir hayat, yeni bir tema sloganım ile yoluma çıkıyorum yine. Geçen sene girdiğim üniversite sınavlarında Yıldız Teknik Üniversitesi Kimya bölümünü kazanmıştım. İlk sene hazırlık okuduğum için bölümüme başlayamamış, bol bol olan vaktimle kitap okumuş ve blogumu açma kararı almıştım. Şimdi ise koskoca yaz tatilinden sonra kendi fakültemde derslerime başladım. Bir senedir tereddütlerim vardı acabalarım vardı. Ama artık kendi derslerimin güzelliğini gördükçe doğru yerde olduğumu iyice kabullenmiş durumdayım :) Gelelim bloguma. Derslerin ağırlaşmış olması elbette ki kitap okuma hızımı düşürdü. Yalnız, kitap okuma aşkım hala aynı. Son yazdığım tarihten beri birçok  kitap okudum mesela. Ama onların hepsini şu an tek tek anlatmaya çalışırsam yeni okuyacağım kitaplar arada kaynayıp gidecek. Bu nedenle çok etkisinde kaldıklarımı ara ara sizinle paylaşacağım. Şu an Patti Smith'in Çoluk Çocuk adlı kitabını okuyorum. Biter bitmez yorumların sizinle olacak. Buraya yazmanın zevki gerçekten çok çok başka. Özlemişim. Şimdilik sadece şimdilik kendinize iyi bakın diyorum ve bir de sona Patti Smith videosu ekliyorum şimdiden bir göz atın  :)




                                                                                                       -Zeze

Ağustos 04, 2013

Yağmur Sonrası - Sarah Jio


''Ya siz, araya zaman, mekan, kişiler girse de gerçek aşkın peşinden gitmeye cesaret edebilir misiniz ?''

 Mart Menekşeleri'nin hemen ardından okumakla iyi mi ettim yoksa kötü mü inanın bilmiyorum. Başlamadan önce dedim ki kendime ''Acaba aynı yazarın diğer kitabını da hemen şimdi okursam sıkılır mıyım ?'' Sıkılmak ne demek ya bitmesin diye ne yapacağımı şaşırdım azizim. Yine yaşanan aşklar, arkadaşlıklar, her şey büyüledi beni. Bu kitabından sonra da karar verdim ki Sarah Jio artık benim favori yazarlarım arasında. Hatta Kristin'in yeri sallanıyor.

 Şimdi konuya gelirsek. Kahramanımız Anne... Çok sevdiği, yıllarca beraber büyüdüğü arkadaşı Kitty, Güney Pasifik'e savaşa hemşire olarak gitmeye karar verince onu yalnız bırakamaz ve nişanlısı Gerard'ı bile arkasında bırakarak savaş alanına gider. Diğerleri gibi adaya anında uyum sağlayamasa da Westry ile tanıştıktan sonra, keşfettikleri bungalov ile her şey değişir. Evet diyorsunuz ki bir aşk öyküsü işte. Biliyorum çünkü arka kapağını ilk okuduğum zaman ben de böyle düşünmüştüm. Ama okudukça gerçek aşkın zamana, mekana, kişilere yenik düşmediğini gördükçe anlıyorsunuz asıl güzelliği. Şu an bir başka kitabı çıksa hiç düşünmeden okuyacağım bir yazar artık Sarah Jio. Hala okumadıysanız hemen şimdi gidin, alın, okuyun ve okutun derim :)

 Tanıtım videosunu da izlemenizi öneririm :)


Bu arada yine şarkılar şahaneydi. Dinlemenizi tavsiye ederim..






Bunlar sadece birkaçı. Keyifli dinlemeler :)

                                                                      -Zeze
                                         


Ağustos 03, 2013

Mart Menekşeleri - Sarah Jio

 En son ne zaman yazdığıma bakınca, aradan geçen 15 güne inanamıyorum. İnanamıyorum çünkü hem kaç tane kitap sığdırıp o 15 güne hem de hiçbirini sizlerle paylaşmamış olmama şaşıyorum. Kendime inanamıyorum. Neyse o zaman yavaş yavaş okuduklarımı da anlatırım sıze ayrı ayrı postlarda. Öncelikle günler sonra bana blogumu açtıran kitapla başlamak istiyorum ilk postuma. :)

Öncelikle videosunu izlemek isterseniz eğer;





''Ada zamanı geldiğinde buraya ait olanları geri çağırır...''

 Muhteşem bir kitap okudum. Uzun zamandır okuduğum en güzel aşk romanıydı. Evet Sarah Jio'nun Mart Menekşeleri kitabından bahsediyorum. Okurken kendinizi olayların tam ortasında buluyorsunuz. Her sayfa daha büyük bir heyecanla çevriliyor. Hiç bitmesin istiyorsunuz. Konusuna gelirsek. İlk kitabı büyük başarı yakalamış olan yazar Emily, severek evlendiği kocasının onu aldatmasıyla yaşadığı şoku atlatmak ve yeni kitaplarına ilham kaynağı bulabilmek için yıllardır ziyaret etmediği yengesinin yaşadığı adaya gitmeye karar verir. Fakat kaldığı odada bulduğu 1943 yılında yazılmış bir günlük onu hiç beklemediği gerçeklerin içine sürükler. Tabi siz de onunla beraber sürüklenirsiniz. Çok severek okudum. Hani film gibiydi diyorum ya. Mesela bir örnekle açıklamak istiyorum onu. 'Bir hırkamı kapıp kotumun üzerine geçirdikten sonra yengemin yağmur çizmelerini giyip, sahilde adanın mart soğuğuna karşı bir yürüyüş yapmalıydım.' diyor Emily. Benim gözümde canlanan sahne de tam olarak bu oluyor. Hırkasına sarılmış yürüyen, aynen kendini anlattığı gibi sarı bukleli, yağmur çizmeli, çok güzel bir kadın. Her şeyiyle çok başarılıydı bu roman. Bir de şu noktaya değinmeden edemeyeceğim. Yazarın seçtiği şarkılar mükemmeldi. Eğer bir sayfada bir şarkıdan bahsettiyse açıp hemen dinledim onu. Bu yüzden bu sefer postta bir değişiklik yaparak altı çizili cümleler yerine kitabın içinde geçen şarkıları paylaşacağım sizinle. Son sözüm şu ki, hem ağlamaktan gözlerim acıdı hem de gülmekten yüzüm gerildi. Böyle muhteşem bir şeydi işte..

Keyifli okumalar :)

                                                 Glenn Miller- Moonlight Serenade

                                                Nat King Cole- When I Fall In Love

Biilie Holiday- Body And Soul



Vera Lynn- We'll Meet Again



Keyifli dinlemeler :)

                                                                                                     -Zeze

Temmuz 17, 2013

Oğullar Ve Rencide Ruhlar- Alper Canıgüz

Her roman yazarı için büyük bir yetenek gerekir. Okuyucunun gülmesi, ağlaması, heyecanlanması onun yani yazarın ellerindedir. Çoğu yazar da bence bunu bir ağırlık olarak görüp kurduğu cümlelerle karşısındakine belli de ediyor bu ağırlığı taşıdığını. Fakat, Alper Canıgüz o kadar rahat bir dille yazmış ki okudukça okuyası geliyor insanın. Evet bahsettiğim kitap Oğullar Ve Rencide Ruhlar. Zekice kurgulanmış, mizaha yönelik bir cinayet kitabı da denilebilir. En iyisi biraz konudan bahsedeyim.


 Alper Kamu –birkaçına göre Albert Camus isminden gelen Alper Canıgüz’e göreyse Kemalettin Kamu düşünülmesi gereken kişi- yaşı beş fakat sözleri, hali, tavrı 30 yaşında olan bir küçük adam. Etrafındaki insanlar da o kadar alışmış ki artık ona hiç yadırgamadan akıl danışanlar bile var. Kitap, Alper Kamu’nun bir cinayete tanık olmasıyla içindeki dedektif ruhunu da hareketlendiren olaylar çemberini konu alıyor. Açıkçası başta ‘ne oluyor yahu ?’ diye sorabilirsiniz. Tuhaf gelebilir her şey. Ama okudukça siz de alışıyorsunuz bu minik adama. Güldükçe güldüm. Her yorumundan ben de bir cümle altını çizdim. Okuyup kötü duygulardan arınabileceğiniz bir kitap :)


Keyifli okumalar :)



‘’Russel paradoksu bize her şeyin hiçbir şeyin içinde yer aldığını açıkça gösteriyor.’’

‘’Descartes’i düşünüyorum gözlerim kapalı/ Ya ilham geliyor ya inme iniyor…’’


‘’İnsan yüreği bir sarkaç gibidir. İstediği noktaya ulaştığı anda tüm hızıyla tam tersi tarafa doğru kaymaya başlar.’’

                                                                                               -Zeze

Temmuz 15, 2013

Okudum #8 Düğümlere Üfleyen Kadınlar- Ece Temelkuran


‘Çünkü bir erkek bir kadının nefesi kadardır.’


 Yolları kesişen dört kadının kendini buluş romanı demek sanırım en doğrusu olacak. Uzun zamandır okuduğum kitaplarda hiç böyle içinde hissetmemiştim kendimi. Sanki Amira, Maryam, Esma ve anlatıcı ile yan yanaydım ben de. Hatta bazı zamanlarda anlatıcının yerinde ben vardım. O kadar içine çekti bu roman beni. İki günde bitirdim. 471 sayfa su gibi akıp gitti. Bitirdiğim günün ertesi sabahı uyandığımda ‘Amira bugün ne yapacak acaba?’ diye düşünüyordum. Size de oluyor mu bu ? Bana uzun zamandır olmuyordu. J

.Beni hayran bırakan noktalardan en etkilisi: Ece Temelkuran kurduğu cümlelerle her şeyin üzerini örtmeyi başarmış. O ne güzel cümleler öyle… Ne kadar anlamlı yazılanlar… O kadar cümleyi, paragrafı not aldım ki defterime, hepsini buraya yazarsam sığdıramam sayfalara.

 Yazılacak çok şey var aslında ama ben sadece konuyu anlatmak istiyorum size. Çünkü ne kadar girersem işin içine size o kadar ipucu vermiş olacağım. Roman birinci kişinin ağzından anlatılıyor. Ben hep Ece diye düşündüm onu. İsim geçmiyor. Tunus’ta diğer üç kadınla yolları kesişiyor Ece’nin. Birbirinden değişik üç kadın. Biri erkek gibi tavırlarıyla ön planda bir diğeri ise tam tersine dişiliği ile belirgin. Öncelikle bu ikisiyle tanışıyor. Daha sonra Madam ile tanışmaları oluyor. Daha sonra ne oluyorsa henüz tanışmış bu dört kadın birlikte uzun ve ara ara tehlikeli bir yola çıkılıyor. Sebep mi ? Sebep sadece bir erkek.  İntikam için yıllarca beklemiş bir kadın. Ve diğer üç kadının bu yolculukta kendini bulacak olması.

Yolculuklarında onlara  eşlik ederken kah heyecanlanıyor kah üzülüyorsunuz. Dedim ya. Sanki onlarla beraber o arabada siz de varsınız. En iyisi bir de siz okuyun yorumlayın. Belki içlerinden birinin yerine bile koyabiliyorsunuz kendinizi çünkü.

Keyifli okumalar J


 ‘’…Oysa ben hikayesini ilk kez anlatırken dikkate alınmayan insanların aniden ölebileceğinden korkardım.’’

‘’İnsan, o da eli iyi gelmişse, hayatta kendini bütünüyle bir kere görür. Ömrün gerisi ya o sahneye yeniden kavuşmak için geçer ya da kaçmakla.’’

‘’Dışarıdan görünenin aksiydi her şey. Sığınan sığındığını var ediyordu. Korunmaya ihtiyacı var gibi görünen, aslında koruyandan daha kudretliydi.’’


‘’Başka kadınların çaresizliklerine öfkelenen kadınlar muhakkak kendi çaresizliklerine öfkeleniyordur.’’



                                                                                                      -Zeze

Temmuz 12, 2013

Okudum #7 Saatleri Ayarlama Enstitüsü - Ahmet Hamdi Tanpınar


Bu ay kitap kardeşliği olarak benim hayranı olduğum Ahmet Hamdi'yi ağırladık. Bir önceki yazımda da yazdığım gibi, daha önce birçok kitabını okuduğum ünlü edebiyatçımızın bu kitabı da beni etkilemeyi başardı.




 Diğer kitaplarından farklı olarak, burada temel aldığı veya işlediği yardımcı konular ile beni hep araştırmaya yöneltti. Mesela psikanaliz ile tanışmama neden oldu. 'O da neymiş ?' diyenler, buyurun Vikipedi nimeti yardımcı olsun :) Okuduğum süre boyunca bir elimde telefonum bir elimde kitabım sürekli kavramaya çalıştım bir şeyleri. Sonuç olarak psikanaliz bundan sonra bolca okuyacağım konulardan biri oldu. Gerçekten öğrendim dedikçe bitmeyen, sonu olmayan bir konu.








  Baş karakterimiz, çocukluğunu enteresan batıl inançlar ve fakirlik içinde geçiren bir adam, Hayri İrdal. Kısa bir süreliğine Nuri Efendi'nin saatçi dükkanında çalışmış ve ustasının bilgilerine hayran olarak o da aynı maneviyatı içinde taşımıştır. Yıllarını yokluk içinde geçiren kahramanımız, bir gün Halit Ayarcı ile karşılaştıktan sonra her şey değişir. Ustasından aldığı o maneviyatı sonuna kadar kullandırtarak yüksek mevkilere gelmeyi başarır. Fakat görür ki, maddiyat işin içine girdiği zaman etrafındaki insanlar eskilerden çok farklı olarak tek tek değişir. Anlayacağınız o ki Hayri İrdal'ın değişen hayatı ve yaşadıkları üzerine bir kitap. Bu arada ufak bir sır vereceğim. Hayri İrdal, Halit Ayarcı ile tanıştıktan sonra kitap su gibi akıyor. Daha öncesinde sakın bırakmayın :)

 Şunu söylemeden geçemeyeceğim; başkası yazsaydı bu romanı,başkası anlatmaya çalışsaydı, inanın okunması çok ama çok zordu. Kitabın dili yazıldığı döneme de bağlı olarak biraz sıkabiliyor çünkü. Fakat Ahmet Hamdi'nin farkı şu ki; yazarımız şiirlerinde benimsediği sembolist tarzını bu romanda da devam ettirerek mesajlara, göndermelere yer veriyor. İnsanların varlık ve yokluk; geçmiş ve gelecek arasında kalışını bir mizaha yayarak anlatıyor bize. Her okuyan farklı bir açıdan bakarak yakalayabilir bu sembolist bakışı. İşte romana tadını veren de tam olarak bu. Kusursuz Ahmet Hamdi Eseri dedirten bu.

Romanı anlatıp Mübarek'ten bahsetmemek olmaz değil mi ? Kahramanımızın çocukluğunda, bir şekilde evine yerleşmiş olan bu eski, ingiliz işçiliği, ihtayar saat.. Okudukça, içinizde onun da yeri çok ayrı oluyor :)

Eveet bir 'Allahaısmarladık' da benden Hayrı İrdal...

Keyifli Okumalar :)




''İçimde kendim mazim olsa bile o günlere karşı katılaşmış bir taraf var.''

''.... Saatin kendisi mekan, yürüyüşü zaman, ayarı insandır. Bu da gösterir ki zaman ve mekan, insanla mevcuttur.''

''Şu hakikati kendi hayatım bana öğretti: İnsanoğlu insanoğlunun cehennemidir.''

''Sabır insanoğlunun tek kalesidir.''

''İnsan talihi bu idi. Hiç kimse yıldız olarak kalamıyordu. Muhakkak hayalinizdeki yerinden inecek, herkese benzeyecekti.''

''Hayatta uğradığımız bütün güçlükler az çok kafamıza gelen ilk fikirden bir türlü silkinip çıkamayışımız yüzünden değil midir ?''


                                                                            -Zeze

Temmuz 03, 2013

Ahmet Hamdi Tanpınar- Saatleri Ayarlama Enstitüsü





 Sonunda kargom bugün geldi ve benden mutlusu yok :) Ahmet Hamdi benim favori yazarlarımdan biridir. Buna Beş Şehir romanını okuduktan sonra karar vermiştim. Daha sonra Huzur geldi. Kalbimin baş köşesine oturdu. Mahur Beste ve Sahnenin Dışındakiler'de aynı derece keyifliydi. Veee şimdi aylardır okumayı en güzel zamana bıraktığım Ahmet Hamdi kitabı; Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Kitap Kardeşliği ile beraber okunuyor :) Var mı benden mutlusu ?
 Kitabımı bitirir bitirmez yorumumu yapacağım :)











-Zeze

Temmuz 02, 2013

Okuduklarım #6 İclal Aydın- Bir Cihan Kafes

 Aslında iki hafta önce bitirdiğim bu kitabı ancak yazma zamanım oldu. Ehliyet sınavı koşuşturması ve sağlık problemlerim yüzünden hiç vaktim olmadı. Bir de anlaşılacağı üzere yazmak için heyecanlanmadım. Bu kitaptan beklentilerim o kadar fazlaydı ki hayal kırıklığına uğradım diyebilirim :(
 İclal Aydın duruşuyla, karakteriyle hep çok beğendiğim bir kadın oyuncu;yazar olmuştur. Gülen yüzünün arkasına gizlediği acılar,ayrılıklar hep ilgimi çekmesine nedendir. Belki de bu nedenle çok şey bekledim. Tabi ben böyle konuşuyorum ama verilmiş çok büyük bir emek var ortada. Ama gelin görün ki düşündüklerimi yazmadan duramam ben. İlk sayfalardan itibaren gözünüze çarpan şey, kitabın dili oluyor. O kadar basit bir anlatım var ki. Açıkçası kendi acemi hikayelerime benzettim içimden. Başta ''Nasıl ya İclal Aydın okuyorm ben dimi ?'' olduktan sonra alışıyorsunuz.
 Konusuyla; üç kadını birbirine bağlaması, aralarındaki olayları;yaşananları anlatması çok hoş. Ama 'harika bir kitaptı' demem için bundan fazlası gerekiyordu.
 Benim için çok büyük bir idol olan İclal Aydın bu kitapla birlikte sıra sıra geriledi. Okuyup sizin de yorumlarınızı duymayı isterim.

Şimdiden keyifli okumalar :)


''Aşkta mesele şu ki... O dönme dolap, adı üzerinde, dönüyor... Yükseliyor... Alçalıyor... Ama sen hep en tepedeki halini anımsıyorsun...''

''İnsan bildiği bir şeyin yoksunluğunu hissedip acı duyar sanırım.''

''İstanbul mutsuz yatsan da sabah biğr mucizeye uyanabileceğin bir şehir.''

''Bilirsiniz değil mi, insan dünyanın en büyük yalancısıdır kendine. İnanmak isteyin yeter ki; ne bahaneler bulur yürek.''

''Kararında yalnızlık iyidir.Yeni bir güne,yeni bir güneşe hazırlar insanı. Ama ötesi... Ötesinden kork işte! Allah iki şeyi sevmez kızım. Israrlı günahı ve isyanı. Mutsuzlukta bu kadar israr edersen bir gün isyan edersin.''

                                                                         

                                                                     -Zeze

Haziran 22, 2013

D&R İNDİRİMİİİİİ



 Sabah D&R sayfasına girmemle yüzümdeki gülümsemenin yayılması aynı anda gerçekleşti. ''Yaz''a Merhaba indirimi adı altında, %70 e varan indirimler var. Ben göz attım ve almaya karar verdiğim 10 kitap çıktı. Göz atmak isteyenler BURADAN. Durmayın deriim :)

Keyifli günler :)



                                                                                             -Zeze

Haziran 18, 2013

Güne Keyifli Başlangıç

Bugüne böyle güzel bir şairden, güzel bir şiirle başlamak istedim. Benim için yeri çok ayrı bir şair. Can Yücel. Ve en sevdiğim şiirlerinden biri olan Her Şey Sende Gizli..
Sesine aşık olduğum adamdan, Selçuk Yöntem'den..

Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.


Keyifli ve bol okumalı bir gününüz olsun :)

                                                                                              -Zeze

Haziran 17, 2013

Okudum #5 Zülfü Livaneli- Serenad


 Bu sefer okudum postumda bir değişiklik yapıp, daha önceden okuduğum bir kitabı yazacağım. 2011 yazında okuduğum o harika kitabı anlatacağım.
 Serenad. Livaneli'nin okuduğum ikinci kitabıydı o zamanlar. Her sayfası, cümlesi beni kendine bağladı. Olayın gerçek olması, acılarla dolu olması... Bir aşk hikayesini de barındırması.. Bir kitap içinde aşk, macera, acı, öğreticilik aynı anda bulunabilir mi dersiniz ? Bulunmuş. Çok fazla yazmayacağım. Konudan bahsetmeyeceğim. Hem üstünden koskoca 2 sene geçmişken yanlış hatırlamaktan korkuyorum hem de size Serenad'ın ne kadar harika olduğunu tam anlamıyla anlatamamaktan.. Bu şekilde biraz merak ettirdiysem sizi, buyrun şuradan göz atın :)


                                                                                                             -Zeze





Haziran 15, 2013

Kitap Alışverişlerim

 Yazın gelmesiyle beraber üç aylık tatil süremin akrep ve yelkovanı geriye doğru çalışmaya başladı bile :) Ben de bu süremi- muhtemelen stajlarımdan önceki son tatilimi- en güzel şekilde değerlendirmek istiyorum. Bu sene de her sene olduğu gibi ailemle birlikte Silivri'deki yazlığımıza gidiyoruz. Ehliyet sınavlarım için bir iki kere döneceğim ama onun dışında uzunca bir süre orada olacağım ben de :) Her günüm deniz, kum, güneş ve tabi en kıymetlilerim olan kitaplarımla geçecek..Kız kardeşimle beraber aldığımız karara göre okumadığımız kitap kalmayacak :)
 Gelelim bu postumun asıl konusuna. Dün kardeşimle beraber rastgele Migros'a girdik ve harika bir sürprizle karşılaştık. Tüm kitaplarda %40 indirim varmış! Tabi bunu duyan iki kitap kurdu nasıl tutsun kendini. Daha önceden aklımızda olan birkaç kitabı aldık.

Bu beş kitaba toplamda çok uygun bir fiyat ödedik. Eğer bu yazıyla, yeni haberiniz olduysa indirimden hemen koşun derim :)

Bir diğer alışverişim ise geçen hafta D&R'ın internet şubesinden oldu. Kendime doğum günü hediyesi olarak siparişimi verdim. Bu üç kitap da yazın okumak istediklerim arasında üst sıralardaydı. :)



Ve son olarak da doğum günümde gelen en anlamlı hediyemi eklemek istiyorum yazımın sonuna. Canım arkadaşım lise yıllarında, şiirlerini bayılarak okuduğumuz Nazım Hikmet'in bir kitabını bana hediye etti. Tekrar tekrar teşekkür ediyorum bunun için :) 



En güzel deniz:
                                                             henüz gidilmemiş olanıdır.
 En güzel çocuk:
                                                 henüz büyümedi.
       En güzel günlerimiz:
                                                             henüz yaşamadıklarımız.
                                       Ve sana söylemek istediğim en güzel söz:
                                                                              henüz söylememiş olduğum sözdür.

En sevdiğimiz şiiri. 4 senemizi özetledi. Daha nice 4 senelerimizi özetleyecek..


                                         -Zeze



Mayıs 30, 2013

Okuduklarım #4 Kuyucaklı Yusuf- Sabahattin Ali

Bir ölümle başlayan kavuşmanın yine ölümle son bulduğu bir roman. Sabahattin Ali’nin ilk romanı Kuyucaklı Yusuf.  Kalbi temiz, art niyetsiz, çocuk yaşta yetim kalan Yusuf’u anlattığı ilk roman denemesi. Ki bence, en başarılılardan olanı. Sayfaları çevirdikçe ee, şimdi ne olacak?, yok artık tarzında cümleler kurdum hep. En iyisi ben size bir özetleyeyim J


 1903 senesinde Kuyucak köyüne eşkıyalar baskın yaparlar. Harcadıkları evlerden biri, Yusuf’un annesi ve babasıyla yaşadığı yuvadır. Yusuf bu baskında yetim kalır. Durumu gözden geçirmek için gelen kaymakam Salahattin Bey, bu çocuğun güçlülüğüne, saflığına, cesaretine hayran kalarak onu kendine evlatlık olarak alır. Evde Şahinde Hanım, Muazzez, Salahattin Bey ve Yusuf arasındaki olayları, o zamanın toplum ahlakının ve beylik tavırlarının etkisiyle anlatır Sabahattin Ali.

Yaşamı boyunca her duygusunu içinde yaşamış Yusuf…
Senelerce içinde bir aşk beslemiş Muazzez…
Gezmeye, sefaya, lükse düşkün Şahinde Hanım…
Yıllarca sözünü koca kasabaya geçirip bir türlü karısına geçirememiş Salahattin Bey…

  Olaylar bir ölümle başlıyor dedim ama aslında sadece koruma iç güdüsüyle hareket etmişlik başlatıyor. Sonra ölümle rahatlamışlık hissi veriliyor. Başta ohh diyorsunuz. Oldu bu iş. Yusuf da hak ettiğini aldı. Ama sonra… Diyorum ya, o zamanın beylik tavırlarının etkisi de hükmediyor romana. Bu kasaba benim diyen zenginlerden geliyor ne geliyorsa.

 Bu arada romanın sonu benim için muhteşemdi. Yusuf’un aklına gelen önceki gecelerden bir anı, benim gözlerimi yaşartmaya yetti.

                                                           Keyifli okumalar J



Bu buruşuk yüzlü ve her sene budamaktan şeklini kaybetmiş eğri büğrü ağaçlar, uzun bir hikayeyi anlatan garip şekilli harfler gibiydi ve herhalde Yusuf bunların dilinden anlıyordu.

Hayatta hiçbir şey ona kıymetli görünmemiş, peşinden koşmak, erişmek, sahip olmak arzusunu vermemişti. Etrafına daima bir yabancı gözüyle bakmış, hiçbir yere bağlanmak arzusu duymamış, bu yalnızlığının gururu içinde memnun olmaya çalışmıştı. Şimdi ilk defa bir şey istiyor, hem de korkunç bir şiddetle istiyordu. Fakat niçin bu istek bir imkansızlıkla beraber gelmişti ? Niçin hayatının en büyük arzusunu, şimdiye kadar belki yine içinde, fakat en gizli yerlerde saklı duran bu arzuyu, hapsedildiği yeri parçalayarak ortaya çıkar çıkmaz, öldürmeye mecbur kalıyordu ?.. Niçin ? Kimin için ?..


Konuşmaya ne lüzum vardı ? Bütün güzel laflardan ve hoş insanlardan sıkılan bu mahlukları, birbirlerinin sessiz mevcudiyeti, yorgunluk verecek kadar doyuruyordu.


                                                                                                  -Zeze

Mayıs 29, 2013

Okuduklarım #3 Uçurtma Avcısı- Khaled Hosseini


 'Senin için bin tane olsa yakalarım', cümlesi ile başlayıp, biten bir kitap. Yine okumakta geç kaldığım bir kitap. Emir ve Hasan birbirlerine kardeşten de öte bir sevgiyle bağlı iki çocuk. Onları ayrı kalmak zorunda bırakan ahlak kuralları, kıskançlık ve daha bir sürü neden..

 Hasan'ın en içten gelen o Emir ağa deyişi bana kendini nasıl sevdirdiyse, bu sevgiyi kullanabileceğini gören Emir, bir o kadar sınır çizdirtti kendine. Aslında her şey küçük bir çocuğun, babasına kendini sevdirme çabalarıyla başladı. Başta her şey bu kadar masumken, verilen değerlerin kıymetinin bilinememesinin getirdiği sonla olaylar başlıyor.

 Hani konuşurken kader deyip savuştururuz ya aklımızdan bazı şeyleri. Hani kısmet deriz. Bu roman tamamen kader işte. Her yaşanan olay aslında bir öncekini yaşamandan kaynaklı. Ne yaşattıysan onunla alakalı..


  Ben okurken büyük keyif aldım. Hala benim gibi okumakta gecikenler varsa sözüm onlara. Şimdi bırakın her şeyi. Çayınızı demleyin ve kendinizi Emir ile Hasan'ın hikayelerine bırakın.. Keyifli okumalar :)


Ona imreniyordum. Onun sırrı açığa çıkmıştı. Dile dökülmüştü. Üstesinden gelinmiş, icabına bakılmıştı. Ağzımı açtım, az kaldı ona her şeyi anlatıyordum..

Durdu. Bana döndü.'Burası hiç de korunaklı değil. Yiyecek yok, giysi yok,içecek su yok. Buradaki en bol şey , çocukluğunu yitirmiş çocuklar.

İşte o an, aklıma yine basmakalıp deyişlerden biri geldi: Odada bizimle birlikte soluk alıp veren, terleyen bir şey daha vardı: geçmiş.

''Şöyle dedi: ' Çok korkuyorum.' Neden, diye sordum. 'Öyle mutluyum ki, Doktor Resul. Böylesine büyük, müthiş bir mutluluk, insanı korkutuyor.' Yine nedenini sordum, şöyle dedi: 'Senin bu kadar mutlu olmana, ancak senden bir şey almaya hazırlandıkları zaman izin verirler.' Hemen onu susturdum: 'Hişşt, hadi ama. Saçmalama.' '' 

Emir, toplumun onayladığı, meşru parça; miras aldığı bütün maddi ve manevi değerlerin, bedel ödememe ayrıcalığının varisi.

'Senin için bin tane olsa yakalarım.'


             -Zeze

Mayıs 26, 2013

Okuduklarım #2 İki Yeşil Susamuru- Buket Uzuner


 Yıllardır rafımda boşu boşuna durmuş bu kitap. Boşu boşuna zaman kaybedilmiş kavuşmak için..
  Lisede çok sevdiğim edebiyat öğretmenimin tavsiyesi ile almıştım bu kitabı. Sonra sınavlar, LYS sorunları da derken hiç vakit bulamadım kendime. Bulduysam da bunu tercih etmedim. Olsun geç olsun da güç olmasın demişler değil mi :)

 Daha ilk sayfasından alıp götürüyor bu kitap sizi. Evet belki karakterleri oturtmaya çalışırken, biraz bocalama yaşanabilir. Fakat her şey unutuluyor ilerleyen sayfalarda. Belki yazacaklarım size biraz yardımcı olabilir :)

 Nilsu; babasına aşık, annesinden beklediği sevgiyi alamamış, tam da en güzel çağında ailesi tarafından ihanete uğratılmış hisseden ana karakterimiz.
 Teoman; annesi Cahide Hanım'ın edebiyat aşkına karşılık veremeyen ablası Nilgün'den sonra dünyaya gelmiş  ve annesinin bütün umudu oluvermiş. Gelecekte ise iki yeşil su samurundan biri olmak için gelmiş..
 Selen; Başlarda Nilsu'nun deli gibi kıskandığı daha sonra ise kendine örnek aldığı tek insan. Nilsu'nun babasının sevgilisi.

 Daha çok bu üç karakter arasında dönüyor olaylar. Hikayenin belli kısımlarında dahil olan ara karakterlerin de ayrı bir önemi var. Hepsi Nilsu'nun hayatında başka bir psikolojiyi simgeliyor. Bu kişilerden en önemlisi de sanırım Mike; intiharı simgeleyen sembol..

 Beni bir kitapta kendine çeken en büyük unsur, sondur. Ve inanın bu kitabın sonundaki her bir cümlenin bitişine ben 'Nasıl yani ?!' sitemini ve sorusunu koydum. Gerçekle bu kadar iç içe olması beni çok ama çok etkiledi.

 İçinde geçen şairlerden alıntılar da beni çeken başka bir konu. Nilgün Marmara, Turgut Uyar gibi şairlerden dizeler de var. Diyorum ya, bu kadar yıldır beklettiğim için kendime ceza vermeliyim.

 Okurken gerçekten çok zevk aldım. Belki de bazı yerlerde, yaşananlarda kendimi buldum. Bizi bir kitaba bağlayan da bu değil mi zaten ? Bir cümle bile sanki kalbimiz söylemiş gibi gelse, hemen aşık olmuyor muyuz o kitaba ?

 İşte altını çizdiklerim :)

"Annesi,babası,çocuğu,sevgilisi,arkadaşı,kim olursa olsun,bir insan öbürüne ulaşmak için göze aldıklarıyla sevilir.Öbürüne ulaşmak yürek ister. Göze alabilmek ister. Bir insandan bir başkasına geçmek,emek ister,sevgi ister,yürek ister.Bunlar bile köprüleri kurmaya yetmez bazen.."

"Birinin iyi niyetini istismar etmek,o iyi niyetin başkalarına sunulmasını da yok eder." 

"Hangi kadın daha iyi tanır bir erkeği;kız kardeşi mi,sevgilisi mi,annesi mi? Bir erkeğin yaşamındaki bu üç önemli kadına sunacağı,üç farklı yüzü ve ruhu olabilir mi?" 

"Terk edilmek, ancak bağlanınca gerçekleşir." 

"Her kentin ,bir aşk çağrıştırdığını Nedim Gürsel mi söylüyordu?"  

                                                                                                                                                    -Zeze

Not: Alıntı çizdiklerim aslında daha fazla. Ama okuması için anneanneme verdim kitabımı. Eline aldığında 170 sayfayı okumuştu bile :) Ondan geri aldığımda ilk işim yazıma diğerlerini eklemek olacak :)