Haziran 26, 2014

HASAN ALİ TOPTAŞ- GÖLGESİZLER


 Uzun süredir yenmeye çalıştığım bir huyum var. Daha önceki yazılarımda da bundan çok kez bahsettim. Herkesin bir anda okumaya başladığı -popülerliliği artmış- kitapları; yazarları bir türlü okuyamıyorum. Örnek vermek gerekirse en son okuduğum Kahraman Tazeoğlu kitabında 16 yaşındaydım. Bukre çıktı inanın bir cümlesini dahi okumadım, okuyamam. Şimdi niye buradan giriş yaptı bu kız  bu başlık altında derseniz; Hasan Ali Toptaş da benim için popüler yazarlar arasındaydı. Uzun süre çok satanlarda kalan Heba kitabı ile beni itmişti de itmişti. Ama bu huyumun her yazar için doğru olmadığını gerçekten tabularımı yıkınca anladım. İnstagramda okuduğu tüm kitapları tatlı deli şekilde yorumlayan, her kitaba iştahla yönelmeyi sağlayan dünya tatlısı bir insanla keşfettim Gölgesizler'i. Ah şahane de oldu bu keşif.

 Hasan Ali Toptaş o kadar güzel bir dil kullanıyor ki bu romanında resmen kelimelerle dans etmiş diyorsunuz. Masal içinde masal desem yeridir. Öyle güzel dinliyorsunuz ki bu masalı o kadar tatlı geliyor ki hiç bitmesin istiyorsunuz. Yer-Zaman, Varlık-Yokluk, Düş-Gerçek kavramlarını usta bir şekilde dillendiriyor yazar. Mekan olarak iki yer var elimizde. Biri köy biri şehirdeki berber dükkanı. Köyde yaşanan olaylar geçmişi, berberdeki olaylar ise şimdiki zamanı. Ki bunlar da zaman kavramını oluşturuyor. Ama asıl hikaye varlık-yokluk üzerine kurulmuş durumda. Zaman bile bu kavramlarla hareket ediyor. Şimdi olan geçmişte olmuyor veya geçmişte olan şimdi de yer almıyor. Yani bilemiyorsun aslında bu kişiler var mı yok mu. İşte kitabın büyüsü bu şekilde sarıyor sizi zaten. 'İçim sıkılıyor' diyerek ortadan kaybolan Nuri ile başlayan olaylar, Güvercin'e, Cennet'in oğluna hatta canım muhtara kadar dokunuyor.

 İtiraf etmeliyim beğenmediğim bir nokta da var. Bence kitabın sonu gerçeğe bağlanmamalı biz hep bir düş gibi düşünmeliydik olanları. Bilmiyorum bu benim düşüncem tabi :) Ben beğendim. Çok severek okudum. Okuyun arkadaşlar okuyun ^.^

Siz de okuduysanız lütfen kitapla veya sonuyla ilgili yorumlarınızı yazın bakalım başka ne gibi düşünceler var meraktayım :)




-Arka Kapak-

Metinlerini varoluş ve yokoluş üzerine kurarak varoluşçuluğu taşraya taşımasıyla özgünlük kazanan, tıpkı Kafka gibi sade dilinden yükselen müzikle giderek hayatı yazıya, yazıyı ise büyülü bir hayata benzeten bir yazar... 
Yazma serüvenini “hayatı kelime kelime genişletmek” olarak adlandıran Hasan Ali Toptaş, metinlerini birer senfoniye de dönüştürerek, dışarıyla içerinin, görünenle iç dünyanın, gerçeklikle rüyaların, somutla soyutun çarpışmasından doğan tekinsiz bir atmosfere çağırıyor okurunu. Tam bir yazı ustalığıyla, Türkçenin imkânlarını sonuna kadar zorlayarak, edebiyatın büyülü dünyasına kapılar açarak... 

Cennet’in oğlu kendini kendi varlığında yok etmişken, gerçekten kadının dediği gibi bir kez daha yok olmuşsa durum kötüydü. Bu işin sonu yavaş yavaş köyün tamamen yok olmasına dek gidebilirdi. Belki köy zaten yoktu da bunu kimse anlayamıyordu henüz; köylülerin hepsi alışmıştı yokun varlığına...


Baskı Yılı: 2008
Yayınevi: İletişim Yayıncılık



                                                                                                               -Zeze

Şubat 05, 2014

Ayfer Tunç- Suzan Defter


Bu haftanın başında 5 kız olarak üç günlük bir kaçamak yaptık. İstikametimiz haritada İğneada olarak gözüken fakat benim huzur olarak adlandırdığım küçük kasabaydı. Her şey o kadar güzel ve dolu doluydu ki yanımda götürmem gereken kitap ancak bu kadar yakışabilirdi. Kısa, öz ama bir o kadar tadını damağınızda bırakan bir kıs roman.

 İlk Ayfer Tunç deneyimimdi. Normalde okumak istediğim yazarlarla ilgili ciddi bir araştırma yapar ilk olarak hangi kitabı ile başlamam gerektiğini iyice anlamaya çalışırım. Ayfer Tunç'u da uzun zamandır araştırıyordum. Aslında onu keşfetmek istediğim ilk romanı Yeşil Peri Gecesi idi. Fakat d&r'a girdiğimde planladığımın tam tersi olarak, raflarda gezinirken elime gelen ilk kitabını aldım. Şanslıymışım gerçekten çok keyif aldım okurken de. Şöyle bir şey de var ki belki de siz bir yazarla ilk yolculuğunuza çıkarken bu tarzda okumak istemeyebilirsiniz. Okuduğum zaman, ruh halim yani kısacası her şey çok uydu ve bayıldım.

 Suzan Defter'in yazılış şekli de gerçekten çok ilginç. Kitap iki kişinin tuttukları günlüklerden oluşuyor. Çift sayfalarda erkek, tek sayfalarda kadın anlatıyor bize. Sanırım olumsuz eleştiriyi sadece bu yönde yapabilirim. Okurken biraz odaklanmayı bozuyor. Erkek anlatırken sayfa bitince yan tarafa geçiyorsunuz fakat devamı orada değil arka sayfada. Gerçekten konsantrasyonu bozan bir durum bence.

Ayfer Tunç okumaya devam etmek istiyorum çünkü kesinlikle tanınması gereken bir yazar..

-Arka Kapak-
"İnsan gençliğini aşka vermezse, gençlik ne işe yarar?"
"Ama kaybeden sonunda siz olmuşsunuz."
"Kayıp mı? Kaç kişi böylesine sevebilmiştir dünyada?"
"Ama bir kucak korla kalan siz olmuşsunuz."
"İyi ya boş değildi kucağım."
"Ama yandınız, kül oldunuz."
"Ama vardım, kül bunun kanıtı."

12 Eylülün gölgesinde boğulan bir aşk hikâyesi... Yaşamın kıyısında seyirci olmaktan öteye gidememiş bir erkek... Birbirinin ışığıyla kamaşan iki ayna arasında parçalanan bir kadın... Başkasının gözünde nasıl göründüğünü, iki günlük üzerinden anlatan deneysel bir çalışma. Modern zamanların karmaşık insanlık halleri Ayfer Tunçun usta kaleminden unutulmaz bir edebiyat şölenine dönüşüyor. 

Suzan Defter, daha önce öykülerinden biri olduğu Taş-Kâğıt-Makastan azat olmuş, tek başınalığı hak etmiş bir eser.
(Tanıtım Bülteninden)




       

                                                                                                               -Zeze

Şubat 01, 2014

Jodi Picoult- Anlaşma



Anlaşma, bir dönem instagramda çok kişinin elinde olan kitaptır. Bir anda herkes okumaya başlamış birbirine tavsiye der olmuştu. Benim de şöyle bir huyum var ki bir dönem popüler olan kitapları, herkes okurken okuyamıyorum. Bu nedenle Jodi Picoult ile tanışmam da geç geç ama bir o kadar güzel oldu.

 İstanbul kitap fuarından aldıklarımı bitirdim sanırken, bir de baktım okumadığım üç kitabım varmış. Bunlardan biri de Anlaşma'ymış. Tabi mutluluktan havaya uçtum o ayrı bir konu tabi :) Kitabın içeriğinden çok bahsetmeyeceğim çünkü bir arkadaşım çok fazla ipucu verdiğimden yakındı. Sadece okurken hissettiklerimi anlatacağım.

 521 sayfa olan bu kitabı tam bir günde bitirdim. Evet efenim sabah oturdum akşam kalktım başından. Elimden düşüremedim. Şimdi ne olacak acaba demekten bir su içmeye bile gidemedim siz düşünün halimi. Özellikle romanın iki zamanlı yazılmış olması yani bir günümüzün bir de geçmiş zamanı yazması beni etkileyen şeylerden biri oldu. Bazen ''aa inanmıyorum nasıl yapabilmiş bunu!'' diyerek ağzımı kapadım. Bazen de seni cadı demekten kendimi alamadım. Özellikle mahkeme salonundaki anlarda nefesimi tuttum. Basit bir aşk romanı gibi gözüken bu roman aslında çevre baskısıyla birbirine aşık olan, olduğunu düşünen iki gencin hikayesi.. Ve ben şiddetle tavsiye ediyorum.


NOT: Bu romanı okuyalı bir ay oldu. Yazdan beri yorumlayamadığım kitapları yavaş yavaş yazmaya başlama kararı aldım :)


-Arka Kapak-

Söylenecek bir sey kalmamıstı.

Kollarını ona dolayan kızın hayatının her evresini gözünün önüne getirebiliyordu;
bes yasında daha sarısın, on bir yasında hızla boy atıyor, on üç yasında elleri erkeksi.
Mehtap, çekik gözlerinde yansıyarak yuvarlanıyordu gökyüzünde.

Kız onun teninin kokusunu içine çekti ve "Seni seviyorum," dedi.

Genç adam onu o kadar usulca öptü ki kız bunu hayal ettigini sandı; gözlerine bakmak için biraz geri çekildi.
Ve silah patladı.
Harte ve Gold aileleri on sekiz yıl boyunca yan yana evlerde yasadı. Aile pikniklerinden en mahrem sırlara kadar her seyi paylastılar. Çocukları Chris ve Emilynin yakınlasması da bu nedenle sürpriz olmadı, hatta arzu edildi. Birbirini neredeyse dogdukları günden beri tanıyan, hiç ayrılmayan liseli iki genç, ailelerinin gurur tablosunda el ele gülümsüyordu; ikisi de
basarılı, ikisi de popüler, ikisi de pırıl pırıl.

Ama bir gece yarısı çalan telefonla her sey degisti;Emily basından vurulmustu, Chris olay yerindeki tek kisiydi ve silahta kendisi için de bir kursun oldugunu söylüyordu... 

İnsan, aile, dostluk, ask...

Siz olsanız ne yapardınız?



                                                                                                                             -Zeze


Ocak 01, 2014

Çekiliş Sonucu


Merhabalar. Bir hafta önce süresini başlattığım çekilişimin sonuçları belli oldu. İnstagram ve bloggerdan toplam 134 kişinin katılımıyla, random,org'a göre kazanan Damla oldu :)

 En yakın zamanda bir çekiliş daha yapacağım sevgiler :)





                                                                                                                             -Zeze

Aralık 30, 2013

Jehan İstiklal Barbur


 Bir kere daha anladım ki büyük konuşmamalıyım ben. Kesinlikle konuşmamalıyım. Yaklaşık iki senedir adını duyduğum Jehan Barbur'u dinlememekte ısrar ediyordum. Bir-iki kere dinledim onda da depresyona giriyorum ben sanırım diyerek bıraktım. Gerçekten bazı duyguların, hislerin yaşla ve dönemle alakalı olduğuna inanan bir insanım. Ve yine bunun doğruluğunu görmüş, göstermiş oldum. Şarkıların da tıpkı kitaplar gibi zamanı olduğunu yine ve yine anladım.

 İki hafta önce yakın bir arkadaşımla bu konuyla ilgili tartışmamaya tutuştuk. 'Tekrar bir dinle ama sadece dinle' dedi. Evet denedim. İki hafta önce dinlemeye başladım şuan üç albümü elimde şarkıları dilimde... Sesi kadife gibi diye bir  tabir vardır hani, işte tam anlamıyla Jehan'a yakışıyor o. Sesi seni alıyor, uçuruyor ve bırakıyor. O kadar dinlenmiş o kadar huzurlu hissediyorsun ki..

 Ben kitap okurken müzik dinlemeyi başaramam. Yazarken de başaramam. Kafam karışır, toparlayamam ne yazacaklarımı ne okuyacaklarımı. Sadece birkaç şarkı vardır bana eşlik eden. Onlar da yabancı klasiklerdendir. Fakat Jehan'a evet dediğimden beridir sadece onunla okuyorum ve yazıyorum.

 Ben bir iki senedir adını duyuyorum dedim ama bakmayın siz bana. Jehan Barbur ilk albümünü 2009 yılında çıkarmış. Eğer daha ayrıntılı bilgi isterseniz tık tık.

 Ocak ayı Ot Dergisi'nde de küçük bir röportajı var Jehan'ın ilgilenenlere duyurulur.

Hoşuma giden bir iki şarkısını buraya ekleyeceğim ama sakın bunlarla yetinmeyin derim :)




                                                                                                                 -Zeze









Aralık 19, 2013

Yeni Yıl Çekilişi



 Merhabalar! Bir önceki postumda bahsettiğim gibi bu yeni yıla merhaba çekilişidir. Kazanan kişiye ocak ayının ilk haftasında, içi sürprizlerle dolu bir kutunun ulaşacağı çekiliştir. :) Kutunun içinde ne olduğunu çok söylemek istemiyorum. Söylersem ne anlamı kalır ki dimi ama yeni yıl hediyesi bu! Sadece şöyle bir ipucu vereceğim. Bir hikaye kitabı, bir şiir kitabı ve bir de roman barındıracak bu kutu içinde. Hepsi benim okuyup beğendiğim, başkalarına da önerdiğim kitaplardan olacak :) Aslında kafamdaki kitapların çoğu instagram hesabımda var bile sanırım ubss. Hepsi harika kitaplardır :) Kutunun gerisi kocaman sevgiyle, umutla konulmuş küçük küçük gönülden gelen hediyelerle dolacak. Çok severek hazırlayacağım bir hediye :)

Katılım şartlarına gelirsek çok çok basit. 

1. tozluraflardannotlar.blogspot.com adresimin takipçisi olmak

2. Eğer kullanıyorsanız instagram'da takipçim olmak (hesabım için tık tık)
(Eğer instagram hesabınız varsa oradan da katılıp, resmi kendi hesabınızdan beni yani @hezeze_ 'yi etiketleyerek #hezezedecekilisvar hashtagiyle paylaşabilirsiniz.)

3. Bu resmi kendi blogunuzda paylaşarak bu yazının altına katıldım yazmak.

NOT: Hem instagram hem de blogundan paylaşım yapanların adı iki kere yazılacaktır!

İşte bu kadar kolay üç adımdan oluşuyor. Çekiliş aynı zamanda instagram takipçilerim arasında da olacak. Yani hem blog üzerinden hem de instagram üzerinden yürüteceğim çekilişi. Bitiş tarihi 1 Ocak 2014 saat 17.00 olacaktır. O gün hem instagram hem de blogumdan katılanlar arasından kazananı random.org yardımıyla belirleyeceğim.

 İnstagram için olan şartlar İnstagram hesabımdan tekrardan yazılacaktır.

Ben çok çok heyecanlıyım. Hepinize bol şanslar <3



-Zeze

Bir Sürprizle Geri Dönüş


Yine çok çok uzun bir aradan sonra blogumun yolunu bulabildim. Yazamadıkça ne kadar üzüldüğümü anlatamam bile size. Sürekli ard arda konan vizeler ve geçmem gereken dersler olunca farklı blogları bile ziyaret edemez hale geldim. Artık okumuyorsun bizi bile  diyor arkadaşlarım :( Düzenli bir şekilde yazacağım artık diyemiyorum. Çünkü gerçekten çok aksilik çıkıyor. Aslında artık instagramı tamamen blog olarak kullanmaya yönelmiş durumdayım. Okuduğum her kitabı, onların küçükte olsa yorumlarını orada paylaşıyorum. Hele orada kazandığım dostlar var ki lokum gibiler <3

 Şimdi bu kadar zamandır olmama özrümü şöyle sunmak istedim. Bir çekiliş düzenleme kararı aldım. Ama bu yılbaşı çekilişi değil de yeni yıla merhaba çekilişi olsun, ocak ayının ilk haftasında da sahibini bulsun dedim :)
Bu çekilişin ayrıntıları için hemen farklı bir post yazmaya başlıyorum :) Özlemişim be yazmayı ! Öpüyorum kocaman sizleri :*


                                                                                                                               -Zeze

Ekim 07, 2013

Stefan Zweig- Sahaf Mendel



 Size mendillerim, kitaplarım ve yine ballı çayımla merhaba diyorum. Hava değişimlerine alışamadım gitti. Sürekli hasta oluyorum ama umuyorum ki bütün bir kışı böyle geçirmem :(  Dün hastalığın da verdiği tembellikle kendimi odama kapadım ve sadece okudum, izledim. Ağrılar olmasa bir de kolay nefes alabilsem aslında harika bir gündü :) Kafam hiçbir şeyi almıyordu. Ben de dedim ki öykü okuyayım en güzeli o olur. Aslında hep ön yargılı yaklaştım öykülere çünkü tam beni sarmasını istediğim an biten, beni yarı yolda bırakan arkadaşlar gibi geliyordu bana. Bunu da Sait Faik ile yendim demem gerekiyor. GErçekten bayıla bayıla okudum Son Kuşlar'ı. Bunun postunu da ayrı olarak yazarım. Neyse düne gelirsem daha önce hiç okumadığım bir yazardan başladım. Stefan Zweig.  Aslnda beni kitabını almaya iten şey yine ve yine tasarımı oldu. Yordam Kitap o kadar tatlı bir tasarım uygulamış ki hemen almak istedim. Benim aldığım 'Sahaf Mendel- Kadın Ve Doğa- Bir Kadının Yirmi Dört Saati hikayelerini içeriyor. Üstelik çevirileri de edebiyatımızın ünlü kişileri yapmış. Benim bahsettiğim Hamdi Varoğlu tarafından çevrilmiş. Başka bir kitap Behçet Necatigil bir diğeri ise Salah Birsel kaleminden mesela.

 Ben öncelikle Sahaf Mendel'i bitirdim. Zweig, betimlemeri çok yoğun olarak kullanmış. Mendel'in tüm hareketleri böylelikle net olarak gözünüzde canlanıyor. Elini masadan kaldırıp alnını kaşımaya götürdüğü her saniyeyi sanki karşısında oturuyormuşsunuz gibi görüyorsunuz. Konusu da Mendel'in başına gelen bir olaydan ibaret. Çok sıkmadan 30-40 sayfada bitiyor hikaye.

 Zweig'in kendi hayatından izler de çokça görülüyor. Daima barışçıl bir politika izleyen ve yahudi olan Zweig kahramanlarına da aynı şekilde yön vermiş.


Altını çizdiklerim;

''Geçtiğimiz yollarda kalan son ayak izlerimiz, topuğumuzun yerden kalkmasıyla beraber rüzgarla süpürülüp gidecek olduktan sonra yaşamanın ne anlamı vardı?''

''Fakat yine biliyorum ki, kitaplar, insanları ölümden sonra da birleştiren ve bizi, unutmaya, hayatın bu en büyük düşmanına; unutmaya karşı koruyan biricik araçtır.''

                                                                                                             -Zeze

Ekim 04, 2013

Çoluk Çocuk - Patti Smith


''...yaşlıca bir çift önümüzde durup alenen bizi incelemeye başladı. Robert ilgi çekmekten hoşlanıyordu, heyecanla elimi sıktı. 'Hadi fotoğraflarını çek,' dedi kadın, hayretler içindeki kocasına. 'Sanatçılar galiba.' 'Hadi canım,' dedi adam, omuz silkerek. 'Çoluk çocuk bunlar.'''


 Yazıma bir itirafla başlamak istiyorum. Bu kitabı ilk raflarda görmeye başladığım sıralarda sadece bir kere elime alıp içime sinmediği için yerine koymuştum. Patti Smith ismi benim için bir anlam ifade etmiyordu. Bir de, yazarın kendi anılarını anlattığı kitaplardan hep uzak durmuşumdur. Ne büyük kayıp! Tam bir rezilim sevgili okurlarım. Bu tarz romanları artık daha çok okumalıyım. Çünkü okurken aldığınız keyif bambaşka oluyormuş. Bendeniz bunu henüz fark ettim.

  Yaşanılan şeyleri okumak hep daha çok keyif vermiştir bana evet ama bir yazarın kendi anılarını anlatmasına dediğim gibi hep ön yargılı yaklaşıyordum. Ta ki Çoluk Çocuk'la karşılaşana kadar. Patti ve Robert'ın hikayeleri.. Bir tesadüfle başlayan arkadaşlık, aşk nasıl ilerliyor bunu görüyorsunuz. İkisinin de en sonunda nasıl kendi hayatlarına yönelip de aynı zamanda hala tek düşündüklerinin birbirleri olduğunu anlıyorsunuz.

 Eğer gerçekten bu tarz romanlaı seviyor ya da denemek istiyorsanız Patti Smith tavsiye edilir.

Altını çizdiklerim;

'' Kahkahalar. Hayatta kalabilmek için önemli bir malzeme. Ve biz sık sık kahkaha atardık.''

''Şairler şiirleri bitirmez, onları terk ederler.''



Not: Şarkılarına da bir göz atın lütfen hepsi birbirinden güzel:)

                                                                                                             -Zeze

Ekim 01, 2013

Özlemle Geri Dönüş :)

 Son yazdığım tarih dört ağustos. Artık kendime söyleyecek söz bulamıyorum gerçekten. Baya baya tembel olmuşum ben. Değiştirmeden önce de son okuduğum kitap Peyami Safa Yalnızlık'tı. Ben onun üzerine 15 tane kitap okudum arkadaşlar. Lütfen bu kadar zamandır yazmayışımı mazur görün sanki hiç gitmemişim gibi devam edelim :) 

 Eveeet yeni bir hayat, yeni bir tema sloganım ile yoluma çıkıyorum yine. Geçen sene girdiğim üniversite sınavlarında Yıldız Teknik Üniversitesi Kimya bölümünü kazanmıştım. İlk sene hazırlık okuduğum için bölümüme başlayamamış, bol bol olan vaktimle kitap okumuş ve blogumu açma kararı almıştım. Şimdi ise koskoca yaz tatilinden sonra kendi fakültemde derslerime başladım. Bir senedir tereddütlerim vardı acabalarım vardı. Ama artık kendi derslerimin güzelliğini gördükçe doğru yerde olduğumu iyice kabullenmiş durumdayım :) Gelelim bloguma. Derslerin ağırlaşmış olması elbette ki kitap okuma hızımı düşürdü. Yalnız, kitap okuma aşkım hala aynı. Son yazdığım tarihten beri birçok  kitap okudum mesela. Ama onların hepsini şu an tek tek anlatmaya çalışırsam yeni okuyacağım kitaplar arada kaynayıp gidecek. Bu nedenle çok etkisinde kaldıklarımı ara ara sizinle paylaşacağım. Şu an Patti Smith'in Çoluk Çocuk adlı kitabını okuyorum. Biter bitmez yorumların sizinle olacak. Buraya yazmanın zevki gerçekten çok çok başka. Özlemişim. Şimdilik sadece şimdilik kendinize iyi bakın diyorum ve bir de sona Patti Smith videosu ekliyorum şimdiden bir göz atın  :)




                                                                                                       -Zeze

Ağustos 04, 2013

Yağmur Sonrası - Sarah Jio


''Ya siz, araya zaman, mekan, kişiler girse de gerçek aşkın peşinden gitmeye cesaret edebilir misiniz ?''

 Mart Menekşeleri'nin hemen ardından okumakla iyi mi ettim yoksa kötü mü inanın bilmiyorum. Başlamadan önce dedim ki kendime ''Acaba aynı yazarın diğer kitabını da hemen şimdi okursam sıkılır mıyım ?'' Sıkılmak ne demek ya bitmesin diye ne yapacağımı şaşırdım azizim. Yine yaşanan aşklar, arkadaşlıklar, her şey büyüledi beni. Bu kitabından sonra da karar verdim ki Sarah Jio artık benim favori yazarlarım arasında. Hatta Kristin'in yeri sallanıyor.

 Şimdi konuya gelirsek. Kahramanımız Anne... Çok sevdiği, yıllarca beraber büyüdüğü arkadaşı Kitty, Güney Pasifik'e savaşa hemşire olarak gitmeye karar verince onu yalnız bırakamaz ve nişanlısı Gerard'ı bile arkasında bırakarak savaş alanına gider. Diğerleri gibi adaya anında uyum sağlayamasa da Westry ile tanıştıktan sonra, keşfettikleri bungalov ile her şey değişir. Evet diyorsunuz ki bir aşk öyküsü işte. Biliyorum çünkü arka kapağını ilk okuduğum zaman ben de böyle düşünmüştüm. Ama okudukça gerçek aşkın zamana, mekana, kişilere yenik düşmediğini gördükçe anlıyorsunuz asıl güzelliği. Şu an bir başka kitabı çıksa hiç düşünmeden okuyacağım bir yazar artık Sarah Jio. Hala okumadıysanız hemen şimdi gidin, alın, okuyun ve okutun derim :)

 Tanıtım videosunu da izlemenizi öneririm :)


Bu arada yine şarkılar şahaneydi. Dinlemenizi tavsiye ederim..






Bunlar sadece birkaçı. Keyifli dinlemeler :)

                                                                      -Zeze
                                         


Ağustos 03, 2013

Mart Menekşeleri - Sarah Jio

 En son ne zaman yazdığıma bakınca, aradan geçen 15 güne inanamıyorum. İnanamıyorum çünkü hem kaç tane kitap sığdırıp o 15 güne hem de hiçbirini sizlerle paylaşmamış olmama şaşıyorum. Kendime inanamıyorum. Neyse o zaman yavaş yavaş okuduklarımı da anlatırım sıze ayrı ayrı postlarda. Öncelikle günler sonra bana blogumu açtıran kitapla başlamak istiyorum ilk postuma. :)

Öncelikle videosunu izlemek isterseniz eğer;





''Ada zamanı geldiğinde buraya ait olanları geri çağırır...''

 Muhteşem bir kitap okudum. Uzun zamandır okuduğum en güzel aşk romanıydı. Evet Sarah Jio'nun Mart Menekşeleri kitabından bahsediyorum. Okurken kendinizi olayların tam ortasında buluyorsunuz. Her sayfa daha büyük bir heyecanla çevriliyor. Hiç bitmesin istiyorsunuz. Konusuna gelirsek. İlk kitabı büyük başarı yakalamış olan yazar Emily, severek evlendiği kocasının onu aldatmasıyla yaşadığı şoku atlatmak ve yeni kitaplarına ilham kaynağı bulabilmek için yıllardır ziyaret etmediği yengesinin yaşadığı adaya gitmeye karar verir. Fakat kaldığı odada bulduğu 1943 yılında yazılmış bir günlük onu hiç beklemediği gerçeklerin içine sürükler. Tabi siz de onunla beraber sürüklenirsiniz. Çok severek okudum. Hani film gibiydi diyorum ya. Mesela bir örnekle açıklamak istiyorum onu. 'Bir hırkamı kapıp kotumun üzerine geçirdikten sonra yengemin yağmur çizmelerini giyip, sahilde adanın mart soğuğuna karşı bir yürüyüş yapmalıydım.' diyor Emily. Benim gözümde canlanan sahne de tam olarak bu oluyor. Hırkasına sarılmış yürüyen, aynen kendini anlattığı gibi sarı bukleli, yağmur çizmeli, çok güzel bir kadın. Her şeyiyle çok başarılıydı bu roman. Bir de şu noktaya değinmeden edemeyeceğim. Yazarın seçtiği şarkılar mükemmeldi. Eğer bir sayfada bir şarkıdan bahsettiyse açıp hemen dinledim onu. Bu yüzden bu sefer postta bir değişiklik yaparak altı çizili cümleler yerine kitabın içinde geçen şarkıları paylaşacağım sizinle. Son sözüm şu ki, hem ağlamaktan gözlerim acıdı hem de gülmekten yüzüm gerildi. Böyle muhteşem bir şeydi işte..

Keyifli okumalar :)

                                                 Glenn Miller- Moonlight Serenade

                                                Nat King Cole- When I Fall In Love

Biilie Holiday- Body And Soul



Vera Lynn- We'll Meet Again



Keyifli dinlemeler :)

                                                                                                     -Zeze

Temmuz 17, 2013

Oğullar Ve Rencide Ruhlar- Alper Canıgüz

Her roman yazarı için büyük bir yetenek gerekir. Okuyucunun gülmesi, ağlaması, heyecanlanması onun yani yazarın ellerindedir. Çoğu yazar da bence bunu bir ağırlık olarak görüp kurduğu cümlelerle karşısındakine belli de ediyor bu ağırlığı taşıdığını. Fakat, Alper Canıgüz o kadar rahat bir dille yazmış ki okudukça okuyası geliyor insanın. Evet bahsettiğim kitap Oğullar Ve Rencide Ruhlar. Zekice kurgulanmış, mizaha yönelik bir cinayet kitabı da denilebilir. En iyisi biraz konudan bahsedeyim.


 Alper Kamu –birkaçına göre Albert Camus isminden gelen Alper Canıgüz’e göreyse Kemalettin Kamu düşünülmesi gereken kişi- yaşı beş fakat sözleri, hali, tavrı 30 yaşında olan bir küçük adam. Etrafındaki insanlar da o kadar alışmış ki artık ona hiç yadırgamadan akıl danışanlar bile var. Kitap, Alper Kamu’nun bir cinayete tanık olmasıyla içindeki dedektif ruhunu da hareketlendiren olaylar çemberini konu alıyor. Açıkçası başta ‘ne oluyor yahu ?’ diye sorabilirsiniz. Tuhaf gelebilir her şey. Ama okudukça siz de alışıyorsunuz bu minik adama. Güldükçe güldüm. Her yorumundan ben de bir cümle altını çizdim. Okuyup kötü duygulardan arınabileceğiniz bir kitap :)


Keyifli okumalar :)



‘’Russel paradoksu bize her şeyin hiçbir şeyin içinde yer aldığını açıkça gösteriyor.’’

‘’Descartes’i düşünüyorum gözlerim kapalı/ Ya ilham geliyor ya inme iniyor…’’


‘’İnsan yüreği bir sarkaç gibidir. İstediği noktaya ulaştığı anda tüm hızıyla tam tersi tarafa doğru kaymaya başlar.’’

                                                                                               -Zeze

Temmuz 15, 2013

Okudum #8 Düğümlere Üfleyen Kadınlar- Ece Temelkuran


‘Çünkü bir erkek bir kadının nefesi kadardır.’


 Yolları kesişen dört kadının kendini buluş romanı demek sanırım en doğrusu olacak. Uzun zamandır okuduğum kitaplarda hiç böyle içinde hissetmemiştim kendimi. Sanki Amira, Maryam, Esma ve anlatıcı ile yan yanaydım ben de. Hatta bazı zamanlarda anlatıcının yerinde ben vardım. O kadar içine çekti bu roman beni. İki günde bitirdim. 471 sayfa su gibi akıp gitti. Bitirdiğim günün ertesi sabahı uyandığımda ‘Amira bugün ne yapacak acaba?’ diye düşünüyordum. Size de oluyor mu bu ? Bana uzun zamandır olmuyordu. J

.Beni hayran bırakan noktalardan en etkilisi: Ece Temelkuran kurduğu cümlelerle her şeyin üzerini örtmeyi başarmış. O ne güzel cümleler öyle… Ne kadar anlamlı yazılanlar… O kadar cümleyi, paragrafı not aldım ki defterime, hepsini buraya yazarsam sığdıramam sayfalara.

 Yazılacak çok şey var aslında ama ben sadece konuyu anlatmak istiyorum size. Çünkü ne kadar girersem işin içine size o kadar ipucu vermiş olacağım. Roman birinci kişinin ağzından anlatılıyor. Ben hep Ece diye düşündüm onu. İsim geçmiyor. Tunus’ta diğer üç kadınla yolları kesişiyor Ece’nin. Birbirinden değişik üç kadın. Biri erkek gibi tavırlarıyla ön planda bir diğeri ise tam tersine dişiliği ile belirgin. Öncelikle bu ikisiyle tanışıyor. Daha sonra Madam ile tanışmaları oluyor. Daha sonra ne oluyorsa henüz tanışmış bu dört kadın birlikte uzun ve ara ara tehlikeli bir yola çıkılıyor. Sebep mi ? Sebep sadece bir erkek.  İntikam için yıllarca beklemiş bir kadın. Ve diğer üç kadının bu yolculukta kendini bulacak olması.

Yolculuklarında onlara  eşlik ederken kah heyecanlanıyor kah üzülüyorsunuz. Dedim ya. Sanki onlarla beraber o arabada siz de varsınız. En iyisi bir de siz okuyun yorumlayın. Belki içlerinden birinin yerine bile koyabiliyorsunuz kendinizi çünkü.

Keyifli okumalar J


 ‘’…Oysa ben hikayesini ilk kez anlatırken dikkate alınmayan insanların aniden ölebileceğinden korkardım.’’

‘’İnsan, o da eli iyi gelmişse, hayatta kendini bütünüyle bir kere görür. Ömrün gerisi ya o sahneye yeniden kavuşmak için geçer ya da kaçmakla.’’

‘’Dışarıdan görünenin aksiydi her şey. Sığınan sığındığını var ediyordu. Korunmaya ihtiyacı var gibi görünen, aslında koruyandan daha kudretliydi.’’


‘’Başka kadınların çaresizliklerine öfkelenen kadınlar muhakkak kendi çaresizliklerine öfkeleniyordur.’’



                                                                                                      -Zeze

Temmuz 12, 2013

Okudum #7 Saatleri Ayarlama Enstitüsü - Ahmet Hamdi Tanpınar


Bu ay kitap kardeşliği olarak benim hayranı olduğum Ahmet Hamdi'yi ağırladık. Bir önceki yazımda da yazdığım gibi, daha önce birçok kitabını okuduğum ünlü edebiyatçımızın bu kitabı da beni etkilemeyi başardı.




 Diğer kitaplarından farklı olarak, burada temel aldığı veya işlediği yardımcı konular ile beni hep araştırmaya yöneltti. Mesela psikanaliz ile tanışmama neden oldu. 'O da neymiş ?' diyenler, buyurun Vikipedi nimeti yardımcı olsun :) Okuduğum süre boyunca bir elimde telefonum bir elimde kitabım sürekli kavramaya çalıştım bir şeyleri. Sonuç olarak psikanaliz bundan sonra bolca okuyacağım konulardan biri oldu. Gerçekten öğrendim dedikçe bitmeyen, sonu olmayan bir konu.








  Baş karakterimiz, çocukluğunu enteresan batıl inançlar ve fakirlik içinde geçiren bir adam, Hayri İrdal. Kısa bir süreliğine Nuri Efendi'nin saatçi dükkanında çalışmış ve ustasının bilgilerine hayran olarak o da aynı maneviyatı içinde taşımıştır. Yıllarını yokluk içinde geçiren kahramanımız, bir gün Halit Ayarcı ile karşılaştıktan sonra her şey değişir. Ustasından aldığı o maneviyatı sonuna kadar kullandırtarak yüksek mevkilere gelmeyi başarır. Fakat görür ki, maddiyat işin içine girdiği zaman etrafındaki insanlar eskilerden çok farklı olarak tek tek değişir. Anlayacağınız o ki Hayri İrdal'ın değişen hayatı ve yaşadıkları üzerine bir kitap. Bu arada ufak bir sır vereceğim. Hayri İrdal, Halit Ayarcı ile tanıştıktan sonra kitap su gibi akıyor. Daha öncesinde sakın bırakmayın :)

 Şunu söylemeden geçemeyeceğim; başkası yazsaydı bu romanı,başkası anlatmaya çalışsaydı, inanın okunması çok ama çok zordu. Kitabın dili yazıldığı döneme de bağlı olarak biraz sıkabiliyor çünkü. Fakat Ahmet Hamdi'nin farkı şu ki; yazarımız şiirlerinde benimsediği sembolist tarzını bu romanda da devam ettirerek mesajlara, göndermelere yer veriyor. İnsanların varlık ve yokluk; geçmiş ve gelecek arasında kalışını bir mizaha yayarak anlatıyor bize. Her okuyan farklı bir açıdan bakarak yakalayabilir bu sembolist bakışı. İşte romana tadını veren de tam olarak bu. Kusursuz Ahmet Hamdi Eseri dedirten bu.

Romanı anlatıp Mübarek'ten bahsetmemek olmaz değil mi ? Kahramanımızın çocukluğunda, bir şekilde evine yerleşmiş olan bu eski, ingiliz işçiliği, ihtayar saat.. Okudukça, içinizde onun da yeri çok ayrı oluyor :)

Eveet bir 'Allahaısmarladık' da benden Hayrı İrdal...

Keyifli Okumalar :)




''İçimde kendim mazim olsa bile o günlere karşı katılaşmış bir taraf var.''

''.... Saatin kendisi mekan, yürüyüşü zaman, ayarı insandır. Bu da gösterir ki zaman ve mekan, insanla mevcuttur.''

''Şu hakikati kendi hayatım bana öğretti: İnsanoğlu insanoğlunun cehennemidir.''

''Sabır insanoğlunun tek kalesidir.''

''İnsan talihi bu idi. Hiç kimse yıldız olarak kalamıyordu. Muhakkak hayalinizdeki yerinden inecek, herkese benzeyecekti.''

''Hayatta uğradığımız bütün güçlükler az çok kafamıza gelen ilk fikirden bir türlü silkinip çıkamayışımız yüzünden değil midir ?''


                                                                            -Zeze

Temmuz 03, 2013

Ahmet Hamdi Tanpınar- Saatleri Ayarlama Enstitüsü





 Sonunda kargom bugün geldi ve benden mutlusu yok :) Ahmet Hamdi benim favori yazarlarımdan biridir. Buna Beş Şehir romanını okuduktan sonra karar vermiştim. Daha sonra Huzur geldi. Kalbimin baş köşesine oturdu. Mahur Beste ve Sahnenin Dışındakiler'de aynı derece keyifliydi. Veee şimdi aylardır okumayı en güzel zamana bıraktığım Ahmet Hamdi kitabı; Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Kitap Kardeşliği ile beraber okunuyor :) Var mı benden mutlusu ?
 Kitabımı bitirir bitirmez yorumumu yapacağım :)











-Zeze

Temmuz 02, 2013

Okuduklarım #6 İclal Aydın- Bir Cihan Kafes

 Aslında iki hafta önce bitirdiğim bu kitabı ancak yazma zamanım oldu. Ehliyet sınavı koşuşturması ve sağlık problemlerim yüzünden hiç vaktim olmadı. Bir de anlaşılacağı üzere yazmak için heyecanlanmadım. Bu kitaptan beklentilerim o kadar fazlaydı ki hayal kırıklığına uğradım diyebilirim :(
 İclal Aydın duruşuyla, karakteriyle hep çok beğendiğim bir kadın oyuncu;yazar olmuştur. Gülen yüzünün arkasına gizlediği acılar,ayrılıklar hep ilgimi çekmesine nedendir. Belki de bu nedenle çok şey bekledim. Tabi ben böyle konuşuyorum ama verilmiş çok büyük bir emek var ortada. Ama gelin görün ki düşündüklerimi yazmadan duramam ben. İlk sayfalardan itibaren gözünüze çarpan şey, kitabın dili oluyor. O kadar basit bir anlatım var ki. Açıkçası kendi acemi hikayelerime benzettim içimden. Başta ''Nasıl ya İclal Aydın okuyorm ben dimi ?'' olduktan sonra alışıyorsunuz.
 Konusuyla; üç kadını birbirine bağlaması, aralarındaki olayları;yaşananları anlatması çok hoş. Ama 'harika bir kitaptı' demem için bundan fazlası gerekiyordu.
 Benim için çok büyük bir idol olan İclal Aydın bu kitapla birlikte sıra sıra geriledi. Okuyup sizin de yorumlarınızı duymayı isterim.

Şimdiden keyifli okumalar :)


''Aşkta mesele şu ki... O dönme dolap, adı üzerinde, dönüyor... Yükseliyor... Alçalıyor... Ama sen hep en tepedeki halini anımsıyorsun...''

''İnsan bildiği bir şeyin yoksunluğunu hissedip acı duyar sanırım.''

''İstanbul mutsuz yatsan da sabah biğr mucizeye uyanabileceğin bir şehir.''

''Bilirsiniz değil mi, insan dünyanın en büyük yalancısıdır kendine. İnanmak isteyin yeter ki; ne bahaneler bulur yürek.''

''Kararında yalnızlık iyidir.Yeni bir güne,yeni bir güneşe hazırlar insanı. Ama ötesi... Ötesinden kork işte! Allah iki şeyi sevmez kızım. Israrlı günahı ve isyanı. Mutsuzlukta bu kadar israr edersen bir gün isyan edersin.''

                                                                         

                                                                     -Zeze

Haziran 22, 2013

D&R İNDİRİMİİİİİ



 Sabah D&R sayfasına girmemle yüzümdeki gülümsemenin yayılması aynı anda gerçekleşti. ''Yaz''a Merhaba indirimi adı altında, %70 e varan indirimler var. Ben göz attım ve almaya karar verdiğim 10 kitap çıktı. Göz atmak isteyenler BURADAN. Durmayın deriim :)

Keyifli günler :)



                                                                                             -Zeze

Haziran 18, 2013

Güne Keyifli Başlangıç

Bugüne böyle güzel bir şairden, güzel bir şiirle başlamak istedim. Benim için yeri çok ayrı bir şair. Can Yücel. Ve en sevdiğim şiirlerinden biri olan Her Şey Sende Gizli..
Sesine aşık olduğum adamdan, Selçuk Yöntem'den..

Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.


Keyifli ve bol okumalı bir gününüz olsun :)

                                                                                              -Zeze

Haziran 17, 2013

Okudum #5 Zülfü Livaneli- Serenad


 Bu sefer okudum postumda bir değişiklik yapıp, daha önceden okuduğum bir kitabı yazacağım. 2011 yazında okuduğum o harika kitabı anlatacağım.
 Serenad. Livaneli'nin okuduğum ikinci kitabıydı o zamanlar. Her sayfası, cümlesi beni kendine bağladı. Olayın gerçek olması, acılarla dolu olması... Bir aşk hikayesini de barındırması.. Bir kitap içinde aşk, macera, acı, öğreticilik aynı anda bulunabilir mi dersiniz ? Bulunmuş. Çok fazla yazmayacağım. Konudan bahsetmeyeceğim. Hem üstünden koskoca 2 sene geçmişken yanlış hatırlamaktan korkuyorum hem de size Serenad'ın ne kadar harika olduğunu tam anlamıyla anlatamamaktan.. Bu şekilde biraz merak ettirdiysem sizi, buyrun şuradan göz atın :)


                                                                                                             -Zeze